“Aşk”

Elif Şafak’ın Aşk isimli kitabını okurken beğendiğim yerlerden bazılarının altını çizmiştim.. Paylaşmakta geciktim ama aklıma geldi şimdi yapmalıyım dedim..

“Bir müddet sonra başımı kaldırıp dervişe baktım. Okuduğum sayfada bir tamlamaya takılmıştım: Hazine-i Gayb. Tam bu kelime hakkında bir yorumda bulunacaktım ki, hayret ve dehşet içinde bir şeyi fark ettim: Benim şamdan sandığım şey meğer dervişin sağ eliymiş. Beş mum yerine, beş parmağını uzatırmış. Alev alev yanmaktaymış parmakları. Meğer derviş kendini yaka yaka bana ışık tutarmış..” (Mevlana)

“Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. ‘Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir’ diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” (On Dördüncü Kural)

“Dervişe doğru bir adım attım. Kara gözlerindeki delişmen ışıkları seçecek kadar yakınlaşmıştım. Birden tuhaf bir hisse kapıldım. Sanki bu anı daha evvel yaşamıştım. Hem öyle bir kere değil; belki on, belki kırk kere. Bölük pörçük görüntüler üşüştü zihnime. Uzun, ince bir adam, yüzünde bir peçe, parmakları alev alev yanmakta… İşte o an anladım. Karşımda duran derviş, rüyalarımdaki adamdan başkası değildi.
Canımı, cananımı bulduğumu biliyordum. Sevinçten dizlerim titredi. Ama hayatta hiçbir mutluluğu bu kadar yarım ve yaralı yaşamamıştım.
Sevinirken dahi soğuk bir dehşet sardı içimi…”
(Mevlana)

“Halife Harun Reşid’in hikayesi düştü aklıma. Mecnun’un Leyla’yı delidivane sevdiğini duyan Halife Leyla’yı pek merak edermiş.
‘Mecnun’u bu kadar mest ettiğine göre bu Leyla çok özel bir kadın olmalı’ dermiş kendi kendine. ‘Öyle bir kadın ki hemcinslerinden katbekat güzel ve alımlı’. Giderek merakı katlanmış, bildiği ne kadar Ali Cengiz oyunu varsa oynamış ki, Leyla’yı dünya gözüyle bir kerecik görsün.
En nihayetinde Leyla’yı bulup, Halife’nin sarayına getirmişler. Süsleyip püsleyip karşısına çıkarmışlar. Ne var ki Leyla peçesini çekince, Halife Harun Reşit hüsrana uğramış. Sanılmasın ki Leyla çirkinmiş ya da kötürüm veya yaşlı. Ama öyle sıra dışı bir cazibesi yokmuş açıkçası. Sayısız diğer kadın gibi o da noksanları kusurları olan bir faniymiş işte.
Halife hayal kırıklığını saklamamış. ‘Leyla Leyla dedikleri bu mu Allah aşkına? Mecnun bunun neyine vurulmuş ki? Alelade bir kadın. Ne farkı var ötekilerden?’
Bunu duyan Leyla gülmüş. ‘Evet, ben Leyla’yım ama sen Mecnun değilsin ki’ diye cevap vermiş. ‘Sen beni bir de Mecnun’un gözlerinden görebilsen. Sanma ki başka türlü aşk denen sırra erebilirsin.’
Peki Halife Harun Reşit’in anlayamadığı şeyi ailem, dostlarım, talebelerim anlayabilir mi? Şems’in ne kadar özel bir insan olduğunu göremeyenlere onu nasıl tarif edebilirim? Ne yapsam da anlasalar Şems-i Tebrizi’yi görmek için kendi önyargılı gözlerini bir kenara bırakıp Mecnun’un gözleriyle bakmaları gerektiğini?
Aşık olmayana aşk kuru bir kelimeden ibaret. Yarı palavra, yarı safsata. Aşık olmayan bunu anlayamaz. Olansa anlatamaz. Öyleyse nasıl söze dökülebilir aşk, kelimelerin hükmünü yitirdiği yerde?” (Mevlana)

“Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ‘ne yapalım kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin..” (Yirmi dokuzuncu kural)

“Mevlana öyle hakkaniyetli, öyle güzel bir insan.
Benim içimdeyse hem güzellik, hem çirkinlik mevcut. Ben teklifsiz, pervasız bir adamım. Dolayısıyla benim için başkalarının çirkinliğine katlanmak daha kolay. Ama Mevlana safi nurdur. Onun gibi kıymetli bir alim cahillerin sözlerine nasıl katlansın?” (Şems)

“… Ama Mevlana anlık bir tereddütten sonra ayağa kalkıp, ‘pekala, olur’ manasında başını salladı. Dedi ki:
‘Bu yaşa kadar ne meyhaneye gittim, ne ağzıma bir damla şarap koydum. İçki içmek doğru değil zannımca. Ama sana itimadım tam. Zira inanıyorum ki sen benden boş yere böyle bir şey istemezsin. Muhakkak ki görmemi arzu ettiğin bir hakikat var. Senin hatırın için, dost, dediğin yere gideceğim. Nefsimin ağrına gitse de, ayaklarıma zor gelse de, şanıma leke düşürse de bu iş, o şarabı alıp senin için buraya getireceğim.’
Böyle dedikten sonra veda edip çıktı. O odadan çıkar çıkmaz, dizlerimin üstüne düştüm, secde ettim. Rumi’nin bıraktığı tespihe sarıldım, Rabbime defalarca, defalarca şükrettim. Bana böyle harikulade bir yoldaş verdiği için dua ettim. Mevlana coşkun bir nehirdir. Yerinde saymayan, tüm insanlığı ve varoluşu kucaklayan, kimseye karşı bir önyargısı olmayan, hep daha öteleri merak ve keşf eden, çağıl çağıl berrak bir nehir… Benim tek yaptığım o nehrin önündeki seddi yıkmaktır. O kadar.”


“Her hakiki aşk umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milad demektir. Şayet ‘aşktan önce’ ve ‘aşktan sonra’ aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!
O kadar çok değişmelisin ki, sen sen olmaktan çıkmalısın. Şiir, musiki, raks… esriklik, esneklik, akışkanlık… Rumi’nin dönüşümü neredeyse tamam. Şiir sevmeyen katı bir alimken, kendi sesinin akışında hızla ilerleyen bir hatipken, artık cümle suskunlarının hislerine tercüman olacak kadar iyi bir şair olma yolunda. Bana gelince, ben de değiştim ve değişiyorum. Varlıktan hiçliğe gidiyorum. Bir mevsimden diğerine, bir mertebeden diğerine, yaşamdan ölüme kayıyorum. Baba Zaman’ın vaktiyle söylediklerini hatırlıyorum. İpeğin kozadan sapasağlam çıkması için ipek böceğinin kendinden feragat etmesi lazım.
Dostluğumuz ve ruhdaşlığımız Allah’tan bir lütuf, eşsiz bir armağandı. Yarenlikte büyüdük, şad olduk, tomurcuklandık, çiçek açar gibi kelime açtık, tamlığı tattık. Kimse tek başına hamlıktan olgunluğa geçemez. Seni kuş gibi bir makamdan bir makama uçuracak yol arkadaşını bulmalısın. Ve buldun mu, kendini değil, onu ululamalısın.” (Şems)

“.. eninde sonunda çember döner, devir tamamlanır, ayna sırlanır. Her kışın bir baharı, her baharın bir sonu vardır.
Ve şu vecize hala geçerlidir: Aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır.”
(Şems)

Başımıza beklenmedik rastlantılar ancak bunları karşılamaya hazır olduğumuz anlarda gelir” (Aziz)

“ Bir gayya kuyusu bu dünya, Şems’in yokluğunda. O gitti gideli ruhum çorak kaldı, gün ışımaz günüme. Gece uyku girmiyor gözüme, gündüzse evde duramaz oldum. Ne tam olarak buradayım, ne başka bir yerde. Bir hayalet gibiyim kalabalıklar içinde. Herkese küskünüm, kırgınım, elde değil. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebiliyorlar? Şems-i Tebrizi’nin olmadığı bir yaşam, yaşanılası olabilir mi?
Gün batımından şafağa her gün bir başıma kütüphanede oturuyor, susuyorum. Hep Şems’i düşünüyorum. Ama sonuçta Şems benim için her şeyin ve herkesin toplamı olduğundan, tüm evreni düşünüyorum aslında. Bana söyledikleri aklımdan çıkmıyor: ‘Gün gelecek sana en güzel aşk şiirlerini yazan doğulu diyecekler. Bütün dünyada ismin bilinecek.’
Halbuki tek yaptığım susmak bu günlerde. ‘Hamuş’ diyorum kendime: Suskun! Ben ne kadar susarsam susayım kelimeler bana rağmen sinemi yırtıp çıkıyorlar bedenimden. Baştan beri Şems’in yapmak istediği de bu değil miydi? Benden bir şair yaratmak! Ama bu hedefe ulaşmak için beni terk edeceği aklımın ucundan geçmemişti.
Hayatımız bir devr-i daim. İster devasa boyutlarda olsun, ister bir dirhemcik ağırlığında, yaşadığımız her zorluğun, çektiğimiz her çilenin büyük resimde bir yeri ve işlevi var. Mücadele etmek insan olmanın gereği. Sen nefsini aşmak, herkesi bir ve eşit görmek, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmek yolunda minnacık bir adım bile atsan muhakkak karşılığını görürsün. İlahi bir nizam olduğuna inanıyorsak eğer biliriz ki bunun içinde tesadüfe yer yok. Şekerciler Hanı yakınlarında birbirimize rastlamamızdan bu yana iki sene geçti. Şems’in bana gelişi tesadüf değildi ki, gidişi öyle olsun.
‘Rüzgarla gelmedim’ demişti Şems ‘ki rüzgarla gideyim senin hayatından…’” (Mevlana)

Hayat da tıpkı satranç gibi. Bazı hamleleri kazanmak için yaparsın, bazı hamleleri de sırf oyunun akışı bunu gerektirdiği, doğrusu bu olduğu için yapar ve yenilirsin.” (Şems)

“Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.” (Otuz sekizinci kural)

Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur. Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yalnızlığa esir olur, eksik kalırsın. İçinde bir sır gibi, giden sevgilinin yokluğunu taşırsın. Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar. Öyle bir yara ki iyileştiğinde bile kanar. Bir daha gülemeyeceğini, asla hafiflemeyeceğini sanırsın. Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat. Önünü göremeden, yönünü bilemeden, sadece şu anı kurtararak… Gönlünün kandili sönmüş, zifiri gecede kalmışsındır. Ama işte ancak böyle durumlarda, yani iki göz birden karanlıkta kalınca, bir üçüncü göz açılır insanda. Kapanmayan bir göz… Ve ancak o zaman anlarsın ki bu elem sonsuza dek sürmeyecek. Hazandan sonra başka mevsimler, bu çölden geçince nice vadiler gelecek; bu ayrılığın ardından da ebedi bir vuslat.
Yeni kaybettiğin kişiyi manevi gözle bakınca her yerde görmeye başlarsın. Denize düşen katrede, dolunayda hareketlenen med-cezirde, esen her esintide ona rastlarsın. Kuma çizili remilde, güneşte parlayan kristal tanesinde, yeni doğmuş bebeğin tebessümünde, bileğinde atan nabzında onu seyredersin. Her yerde, her şeyde onu görürken nasıl derim ki Şems gitti?
” (Mevlana)

“Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.” (Kırkıncı kural)

Altını çizdiğim yerler bunlardı kitabı okuduğum zamanlarda.. Renklendirdiğim kısımları ise şu anki psikolojimle ayrı bir beğendiğimden diğerlerinden biraz ayırmak istedim..

Hamuş demişti Mevlana kendine.. Suskun..
Aşkın verdiği acıyla susar insan bilirim.. O yüce insanla karşılaştırmak mümkün değil tabi ama suskunum ben de bu aralar.. Bu yüzden daha çok yazıyorum belki.. Bu hale suskun demek ne denli doğru bilinmez.. Sadece dudakların hareket etmiyor, ağzın susuyor çünkü.. İçin durmadan konuşuyor.. Başına dayanılmaz ağrılar verecek kadar..
Öyle çok cümle var ki içimde anlatmaya derman yetmez.. Yazarak bitirilmez.. Ömür tükenmekte ama o cümleler sürekli bir artış halinde..
Kırgınım bir şeylere.. Belki de her şeye.. Ama sanırım en çok kendime.. Hatalarıma..
Pişmanlık demek istemiyorum aslında.. Kazandırdıkları olmuştur her şeyin kendince.. Sadece biraz daha merhamet bekledim belki hayattan.. Adalet bekledim, samimiyet bekledim..
Aşk, güzel yaşanmalı.. Direkt yaşanmalı.. Saklanmamalı bir şeylerin arkasına.. Ve en önemlisi utandırmamalı aşk..
Ama öyle olmuyor işte.. Hiçbir şey hayal ettiğin gibi ilerlemiyor..
Hatamız belki çok fazla şans vermekte bir şeylere.. Yanlış şeylere.. Kafamızdaki doğruları, hayallerimizi bir bedene sığdırmaya çalışıyoruz.. Vaad edilenlere inanmaya kalkıyoruz..
Her insan dürüstlüğün erdemini kavrar sanıyoruz.. Öyle olmuyor.. Bazılarının hamurunda yok dürüstlük.. Bazıları hatalı üretim.. Her insan hatalarla, yanlışlarla örülü, biliyoruz.. Ama bazıları biraz daha fazlasına sahip bundan..
Çirkinleştiriyor bazıları bir şeyleri.. Sevdiğine utandırıyor seni.. Gözyaşı döktürüyor umrunda olmuyor..
Bir kaç doğru sözle çözdüğünü sanıyor hayatı.. Bir kaç doğru davranış sergiliyor ve yanlış tanıtıyor kendini size..
İnsanoğlu beşer şaşar.. Yanlış tanıyoruz insanları.. İçlerine onların anlamayacağı, değerinin farkına varamayacağı duygular dolduruyoruz.. En samimi duygularla şımartıyoruz onları.. Bir gün bizi tekmelemeleri için hazırlıyoruz..
Samimiyeti saygısızlık olarak addediyor bazıları.. Aldatmayı en doğal davranış..
Değer verene değer vermeyi bilmiyor insanlar.. Hepimiz öyleyiz.. Hiç bir zaman yerinde, zamanında kavrayamadık gerçek değerleri..

Susuyoruz bir gün.. Söyleyecek sözümüz olmadığından değil.. İçimizdeki acı dışarıya taşar yanımızdakileri de kaçırır korkusundan belki.. İnsanoğlu derdini anlatanı sevmiyor zaten derdini dinleyeni arıyor hep.. Dinlemeden dinlenmeyi bekliyor.. Sevmeden sevilmeyi istiyor.. Vermeden almayı düşünüyor.. Hayatta birileri için güzel bir şeyler yapmadan güzel bir hayatın hayalini kuruyor.. Hatta birilerine yanlış yaparak mutlu olmayı umuyor..
Dünyanın adaleti yok biliyoruz hepimiz.. Yaradanın adaletine sığınıyoruz bu devrede.. Hiç bir acımız boşa değildir diye umuyoruz..
Bir gün herkes ölümü tadacak o kesin de bazılarımız birilerini ölmeden öldürüyoruz.. Belki de ölmeden gömüyoruz diri diri.. Unutmanın, değer vermemenin acısıyla kavuruyoruz..

Hepimiz aşk diliyoruz da ayrılığı hiç birimiz sahiplenmiyor.. Sevişlerimizi coşkuyla anlatıp ayrılıklarımızı sessizliğe gömüyoruz..

Aşkı rengarenk sanıyor bazılarımız.. Yanılgıdayız.. Aşk hiç bir zaman renkli olmadı ki.. Onu mutlulukla karıştırıyorsun dikkat et!..

4 thoughts on ““Aşk”

  1. Elif Şafak `ın begendiğim tek romanı bu.
    Hatta bayılmıştım. O kadar satmasına şaşmamalı.
    Blogunu begendim. Seni takip listeme alıyorum (:
    Bol yorumlu günler.

  2. YİNE yine yine diyecek bir lafım kalmadı. Adeta kelimelerimin tükendiği bir noktadayım . Aşk kural dışına çıkmaktır elbetteki. bunu şemş in gelişiyle mevlanayı kural dışına çıkarmasıyla görürsün🙂 çoğu kimse bunu anlayamaz ama Şemş in mevlanaya kattığı ayrı bir ikram vardır. Ve tabikide mevlananın şemşe tattırdığı ayrı bir lezzet. İkiside hiç olmadığı kadar kendilerini buldular aslında birbirlerini bularak. Yeniden doğdular ve bakış açıları her an dahada derinleşti. Birbirlerinin eksikliğini tamamladılar. Tabikide en sonunda kabuklarından sıyrılıp gerçek aşkı tattılar hiç kopamazcasına , bitmesin istercesine … tşk arwen paylaşımın beni derinden etkiledi diyebilirim. Ey aşk nerdesin benide al yanına demek geliyor içimden🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s