Sadece düşlüyorum..

Bazen düşünüyorum..
Sevsem hiç sevmemiş gibi..

Elimi tutunca, hatta sadece dokununca titrese içim..
Böyle “cız” etse.. yansa..

Her gördüğümde kalbim delice atsa..
Uzaktan bana doğru attığı her adımda içimde depremler olsa..

En çok mavi üstüne beyaz bulutlar serpildiğinde sevdiğim gökyüzü, onunla geçirdiğim her âna şahit olsa..
Böyle uçsam mutluluktan.. Ama düşmekten korkmadan..
Suratımda aşık insanlara mahsus o sersem gülümsemeyle dolansam ortalıkta..

Öyle çok yakışıklı çok harika muhteşem bir adam değil de çok seven ve tarafımdan çok sevilen bir adam olsa..
Bununla yetinse.. Fazlasında gözü olmasa..

Yarışa girmese hiç.. “Benim dediğim olacak” “Ben daha akıllıyım” “En iyi espriyi ben yaparım” şeklinde..
Sadece o an ne bizi mutlu edecekse onu yapsak iddia edip vakit kaybetmek yerine..

Ben hep yanılırım.. Bazı günler fazlaca sakar olurum..
Sevdiğim insanlarla beraberken sebepsiz sürekli gülerim.. Tartmadan konuşurum bazen..
Bunlarla yargılamasa beni.. Sonradan suratıma çarpmasa..

Hatalı olduğunda bir tek özrün ve üzgün bir yüz ifadesinin yeterli olacağını bilse..
Vakitlice verse bunları bana ki günün geri kalanı heba olmasa..

Benim için yemeğin çoğu şeyden önemli olduğunu bilip öncesinde sürprizler yapmaya çalışırken yemeği geciktirmese..
Bunun yerine “önce yemek” deyip ardından yaptığı her şeyden nasıl memnun olduğumu gözleriyle görse..

Tanıması için kendimi anlatmam gerekmese..
Anlamak için uzun açıklamalara ihtiyaç duymasa..

Sevdiğini sürekli söylemek yerine gösterse..
Söylemese bile bilsem.. Hissetsem..

Güvenimi sarsmasa hiç..
Başımı omzuna yasladığımda huzurla gözlerimi kapatabilsem..
Ağzından çıkan iyi-kötü her sözün yalansız olduğunu bilsem..

Sadece düşlüyorum..
Sevdiğim bir adam beni çok sevse..
Sonra isterse ona canımı dahi versem..
Bir tek sarılışıyla tüm dünyaya sahipmiş gibi hissetsem..
Gece yastığıma başımı koyarken aklımda o, sabah kalkarken yine o olsa..
Ve ben bilsem ki Hala umut var.. Hala aşk var.. Hala sadakat var..

Bir adam sevsem..
Hiç sevmemiş gibi..
Hiç bitmeyecek, üzmeyecek, gitmeyecek gibi…

Reklamlar

..aşk..

..Kalksam duraktan dolmuş gibi
Arka koltukta unutulmuş gibi
Terliklerimle gelsem sana
Sonunda aşkı bulmuş gibi…

Bir kelebeğin kanadındaydı aşk.. O uçarken yükselir süzülürdü.. Fazla yükseğe uçamazdı.. Hep inişteydi gözü..

Aşk, bir acı çorbaydı.. Mutluluk, bu çorbanın üzerine serpiştirilmiş bir avuç şeker.. Bu yüzden aşkın ne acısı ne mutluluğu tamdı.. Aşk her zaman buruk bir mutluluktu.. Hep yarım kalırdı.. Girdiği yürekleri yarım bırakırdı..

Uyanıp güldüğün bir kabustu aşk.. Bazen en mutlu en kısa rüyandı.. Seni bu uykudan asla bir prens uyandırmazdı.. Ama rüyaya sebep ninniyi, prens sandığın bir adam mırıldanırdı.. Seni o büyülü dünyada her yalana inandırırdı..

Kapıların arkadan kapanışıydı aşk.. Giden, o kapıdan çıkmadan evvel seni daha çok üşütecek bir ateş yakardı.. Belki de yaktığı Kalan’dı..

Göz açıp kapama süresi kadardı aşk.. Gidecek korkusuyla gözlerini kırpamazdın.. Bu yüzden hep kırmızıydı aşkın gözleri.. Uzun süre açık tutmaktan sulanır gözyaşını andırırlardı.. Ama aşık olanlar kimseyi değil yalnızca kendilerini kandırırlardı..

Bir keder deryası, bir mutluluk havuzuydu aşk.. Hangi duygunun kazanacağı daha baştan belliydi..

Ve ilişkide hırçın olan taraftı aşık.. Kapanan kapının sıcak olan tarafındaydı o.. Gördüğü son şey sevgilinin soğuk yüzüydü..

Ve aşk pahalı hediyeler, yalancı sözler değildi.. Bir sıcak sarılış, özlem dolu kucaklama, parlayan gözler ve güvenle başını yasladığın bir omuzdu…

Her şeyin tamam olsa da eksik bir şeyler olduğunu hissetmekti aşk..

“Değişimle karşılaştığında değişen aşk, aşk değildir.. Silgiyle silinebilen aşk, aşk değildir.. O hiç silinemeyen bir izdir.. Fırtınalara benzer ve karşı koyulmaz..” (Sense and Sensibility)