Ev ahalisine hediyelerim^^

Bir önceki yazımda evimle ilgili fotoğraflar paylaşacağımdan bahsetmiştim.. E bir yerden başlamak lazım değil mi 😉

Evimize taşınmamızın ilk zamanlarında kıyafet dolabı bakmak için uğradığımız Koçtaş’ta görüp “heh bunlar çok uygun bizimkilere” dediğim ve kardeşlerime aldığım hediyeleri göstereceğim size:

Üstteki fotoğraf ablamın kapısına ait ve gördüğünüz “yüksek gerilim” tabelası da benim kendisine hediyem 😀
Bazen huysuzdur o, yapı olarak da somurtukdur biraz (ne demekse o).. İlkokulda öğretmen olması dolayısıyla üzerinde bolca sinir vardır böyle ne zaman patlayacağını kestiremeyiz falan.. Başlarda daha çok öyleydi en azından.. Bir de odasındaki her şeyin bir düzeni vardır.. Bir şeye dokunup yerinden azıcık oynatsanız farkeder “kim girdi benim odama” yapar 😀 O yüzden bu hediyeyi ona uygun görmüştüm..

Bu da üniversitede okuyan ufaklığın kapısı 😀
Bizim çalışan onun talebe olması sebebiyle evin keyfini en çok süren, hayatı en rahat olan o olduğu halde sürekli bişeylerden şikayet etmeye bayılırlar kendileri.. Bir de ilk zamanlar ablayla sürekli kavga halindelerdi çözemiyorlar da kendi başlarına birbirlerine söylemek zorunda oldukları şeyler için beni arıyolardı o kadar yani.. “Köpek gibi dalamayın birbirinizi” diye bir laf vardır ebeveynlerin ağzında biraz ordan, biraz da kardeşin sinirlendiğinde “hırrr” yapmasından esinlendim 🙂
İş saatlerim sebebiyle eve en geç gelen ben olduğum için biraz da evin babası konumundayım 🙂 Eve bi geliyorum bunlar birbirlerini şikayet edip duruyolar bana.. Nasıl deli oluyorum ama “evde de huzur bulamayacak mıyım sus be kadın” demişliğim var 😀 O yüzden benim kapımda:

Ahhah çok fena farkındayım 😀 Kendi odam için bişey almasam olmazdı ee köpekliyi kendime alacak da değildim di mi 😀 Genel müdür iyidir iyi 😉

Reklamlar

Bir Yılbaşı Yazısı..


Yılbaşı yazısı yazmayacağım demiştim kendi kendime.. Yine nasıl geldim buraya nasıl başladım bu yazıya hiç bilmiyorum..
Neden yazmayım dedim? Çünkü biliyorum geçen yıldan şikayet edeceğim gelecek yıla umut bağlayacağım.. Yine..
Geçen yıl 2010’dan ne çok çektiğimi 2011’den ne çok beklentim olduğunu yazmıştım.. Benim yılım/bizim yılımız olacaktı güya bu yıl.. Halbuki nasıl saçmalıyoruz nasıl ! Diyor ya Candan “Kul kurar kader gülermiş”
Değişen ne ola ki bunca büyütüyoruz? Bir gün değil mi geçen? Kasım’dan Aralık’a geçmekten ne farkı var ki?
Geçmiş yıldan bahsedeyim diyorum.. Yazacaklarımı düşünürken beynim uyuşuyor..

Aslında genele bakınca çok hayırlı bir yıldı benim için 2011.. Olması gerekenler oldu, gitmesi gerekenler gitti.. Ama her ne kadar güzel şeylere yol açmak için gidiyor olsa da giden içinden bir parçayı da söküp götürüyor.. İnim inim inletip sızım sızım sızlatıp gidiyor..
Hayatım baştan aşağı değişti bu yıl.. Demişti ya Şems “Hayatım altüst olacak diye korkma.. Nerden biliyorsun hayatının altının üstünden güzel olmadığını” Öyle.. İyi ki..

“Önemli” dediğimiz şeyler o kadar da önemli değilmiş öğretti 2011.. Ve yanlış dualar ölümden beter bir acıya sürükleyebilirmiş bizi.. Ölmeyi yeğleyeceğimiz acılar olduğunu gösterdi.. Dilek-1: Allah onları unutturacak acı vermesin..

İşim oldu.. Şubat ayında bir sınava girdim bu iş için.. Önemli bir sınavdı.. Öyle ki Kore’ye gidecekken ablamla, aynı tarihlere denk geldiğinden o yalnız gitti, gidemedim..
Kazanamasam bedeli çok daha büyük olacaktı yani.. Kaçırdığım fırsatın büyüklüğünden ezilecektim altında.. Neyse ki iyi sonuçlandı sınav da “hayırlısı” diyebildik.. Dilek-2: “Hayırlısı” diyebileceğimiz sonuçlar versin Rab.. Kaçırdıklarımıza ağlatıp temelli kaybettirmesin her şeyi..

En sevdiğim yerdeyim.. İstanbul’da..
İşim oldu demiştim ya onun en güzel taraflarından biri bu işin İstanbul’da olmasıydı.. Hayatım boyunca en sevdiğim şehir oldu İstanbul, binlerce kez söylemiştim bunu burda da.. Hiç umut yoktu, buraya gelip burada yaşamam için hiçbir sebep, fırsat yoktu ufukta.. Her şey öyle ani oldu ki.. Sonuçta işte burdayım yarım yıldır.. Güzelliklerinden faydalanacak pek vaktim olmuyor iş yüzünden.. Trafik sorunlarıyla daha samimi bir ilişkim var hatta işime iki otobüsle gittiğimden.. Ama bu mutlu olmama engel mi, şikayet etmek için pişman olmak için sebep mi? Hayır. Dilek-3: “Mutluyum” diyebileceğimiz yerlerde olalım inşallah hep..

Evim oldu.. Hı hı önce homeless’tum ben çünkü 🙂 (yabancı dilimi eşek arısı…)
Şöyle ki; işim dolayısıyla İstanbul’a geldiğimden bir düzenim yoktu başlarda.. Kiraya çıkmayı planlıyordum burada okuyan kardeşimi de yanıma alacaktım.. Hem geçim anlamında biraz zorluk çekecektik hem de düzgün bir ev bulmak öyle çok kolay bir iş değildi.. Bir de o evi doldurması falan ooo zor işti anlayacağınız.. Neyse ki baba beyler el attı da elimizden tuttu da sorun morun kalmadı 🙂 Gayet güzel bir ev bulduk.. Küçük ve pahalıydı ama bize yeterdi ve konumu dolayısıyla pahalı olması kaçınılmazdı.. Kredi çektik ablam, ben, babam ödüyoruz şimdi yavaş yavaş.. Üç kardeş kalıyoruz evin babası da benim ahhah 😀 Dilek-4: İhtiyacı olan herkese Allah ihtiyaçları dahilinde yardım etsin..

Evimle ilgili fotoğraflar paylaşacağım inşallah yakın zamanda 😉

Yıllarca hep bir profesyonel fotoğraf makinem olmasını istedim.. Hatta iki yıl kadar bir süredir -işsiz olunca uzun sürüyo tabi- para biriktiriyordum bunun için.. Amacım Kore’ye gittiğimde oradan almaktı.. Gidemedim yukarıda da bahsettiğim sebeplerden fakat seçenekleri bir kağıda yazıp ablamın eline tutuşturdum “bunlardan birini alıyosun bana” diye.. Aldı da.. Yaklaşık bir senedir sahibim bu hayalime yani.. Gönül isterdi ki fildir fildir gezeyim bol bol da fotoğraf çekeyim yeni bebeğimle amma olmadı işte daha bakalım belki yeni yıl bize bunu verir hea olmaz mı? Dilek-5: Yeterince vakit ve paramız olsun inşallah da fildir fildir gezebilelim milyon tane fotoğraf çekebilelim..

Ailem.. Arkadaşlarım.. Onlara sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumun farkındayım.. Hep farkındayım sanıyordum ama bu yıl o kadar da olmadığımı farkettim bir anda.. Şimdi müthiş (!) farkındayım 😀
Her zaman yanımda olan varlıklarını, orada bir yerde bulunduklarını bilmenin bile yeterli olduğu bişey aile.. İyi ki varlar..
Arkadaşlarımız da aynı şekilde.. Memleketimden iletişimimizi koparmadığımız hala birbirimizi dinlediğimiz, değer verdiğimiz, en yakın arkadaşım diyebileceğim gözdem var.. İyi ki var.. (I lev ye kuzum 😀 )
İstanbul’a gelişimle daha samimi bir ilişkimiz olan blog arkadaşlarım var.. Hepsine mutlu seneler diliyorum.. Umarım yeni yılda daha çok toplanabilir, daha çok Kore muhabbeti yapabiliriz..
Dilek-6: Sevdiklerimizin her zaman yanımızda, yakınımızda olmasını diliyorum.. Hepsine, hepimize sağlık sıhhat diliyorum..

Dilek-7: Bu resimde olduğu gibi her düştüğümüzde elimizden tutup bizi kaldıracak biri olsun mutlaka hayatımızda.. Kendimizi hiç “yapayalnız” hissedip umutsuzluğa düşmeyelim..

Yalanlarla karşılaşmaktan bıktım usandım.. Her birinin ayrı bir bahane olmasından da.. İşte bu yüzden: Dilek-8: Yalansız bir ömür diliyorum.. Mümkün olmadığını bile bile hem de..

2011, başlarında bilgisayarımın bozulması ve ardından işe başlamam dolayısıyla film-dizi anlamında verimsiz bir yıl oldu benim için.. Üç dört saatlik uykularla işe giderek geceleri bu açığı kapatmaya çalışsam da yeterli olmuyor.. Umuyorum dertsiz tasasız sakin de bir yıl olur da yeni yıl açığı kapatabilirim..

2012 Herkese dilediği güzellikleri versin.. Dilerim bunları okuyan herkes en son noktayla beraber mutlu olacağı bir hayata adım atar.. iyi ki diyebileceğiniz/dedirtebileceğiniz bir sene ve hatta bir ömür diliyorum.. Sevgilerimle..

Not: Dilekler her ne kadar numaralandırılmış olsa da aslında sıralı falan değil.. Aklıma geldiği sırayla yazdım sadece.. 🙂

Bir resim – Bir rüya..

Haftasonları yapmaktan en çok keyif aldığım şey; uyandıktan sonra yataktan kalkmayıp karşımda asılı duran İstiklal Caddesi resmini izlemek.. Bunu bir kaç saat yapıyorum her cumartesi-pazar günü..

Bu resmin bana huzur veren bir tarafı var.. Her zaman kalabalık gördüğümüz caddeye inat resimde bir kaç insan var, sokak onlar ve tramvay haricinde bomboş.. O karışıklık, koşuşturma yok..

Hafta içi erkenden uyanıp işe gitmek zorunda olduğumdan yataktan kalkmayıp saatlerce bu resme bakıp düşünmeyi hafta sonuna bırakabiliyorum ancak.. Derseniz ki: o resim yokken napıyordun? Onun olduğu boşluğa bakıp düşünüyordum bu kez derim muhtemelen 🙂 Belki de bu yüzden oraya astım bu resmi.. Hani bu aslında demek oluyor ki, resim sadece bir araç.. Amacım kendime düşünmek için zaman ayırmak..

Bence bu hepimizin yapması gereken bir şey.. Haftada bir gün bile olsa uzanıp düşünmek için kendimize zaman ayırmalıyız.. Bunu yaparken dikkatimizi neye verdiğimizin, neye baktığımızın çok bir önemi yok.. Boşluğa da bakabiliriz, tavana da veya gözlerimizi kapatıp da yapabiliriz bunu fakat o zaman düşünme kısmı pek uzun sürmüyor uykuya geçiliyor 🙂

Düşünmek derken kastettiğim kötü geçmişi, umutsuz geleceği değil huzuru düşünmek.. Yani karanlık düşüncelerden mümkün olduğunca uzağa kaçmak.. “Ayy mutlu olamıcaam iştee, hep böyle kendi başıma uyancam, yine hava bozuk kötü bir gün beni bekliyor” gibi iç karartıcı şeyler düşüneceksek bırakalım bu işi uyumaya devam edelim de en azından uykumuzu tam almış olalım.. Çok amaçsız çünkü..

Ben bugün bu resme bakarken gördüğüm rüyayı düşünüyordum.. Yazıya başlama sebebim de buydu zaten..
Çok huzurlu bir rüyaydı.. Fazla uzundu aslında o yüzden çok fena şeyler de vardı içinde fakat benim aklımda kalan güzel kısımları..

    • Sanırım günlerden 14 Şubat’tı.. Bu günün benim için çok bir anlamı yoktur normalde.. Neyse rüyamda 14 Şubat günü yollardayım arabayla.. Bir köy girişinde durmak zorunda kalıyorum çünkü yolun ortasından onlarca insan geçiyor ellerinde beyaz papatyalarla.. Çoğunun yaşlı olduğunu farkediyorum.. İlgimi çekiyor ve arabadan inip aralarına karışıyorum.. Önce geldikleri yöne doğru gidip bakıyorum ki yol kenarları papatyalarla dolu.. Sonra gittikleri yöne doğru onlarla beraber yürüyorum.. Meğer bu köy için bu bir 14 Şubat geleneğiymiş.. Yolun karşısında bir mezarlık varmış.. Her 14 Şubat günü o papatyaları toplar mezarlıktaki sevdiklerine götürüp bırakırlarmış.. Zannediyorum ki gençler de yani orada sevgilisi falan olmayan kişiler de bunu yapıyormuş şans getirmesi için, güzel bir gelecek dilemek için.. Sonra ben de bir kaç papatya kapmak için dönüyorum.. İlk gördüğüm halinden epeyce azalmış papatyalar.. İnsanlar o kadar çok ki.. Zar zor bir kaç güzel papatya buluyorum.. Ellerimde papatyalarla birlikte birkaç da beyaz zambak olduğunu görüyorum sonra.. Ne zaman topladığımı, elime aldığımı hiç hatırlamıyorum.. Mezarlığa doğru yol alıyorum fakat kalabalığın tükenmiş olduğunu görüyorum bu kez.. Mezarlığın orada bir ev var.. Kimin evidir neden oradadır bilmiyorum zaten mezarlıkla ilgili en son gördüğüm şey o evdi..
      Bunları yaparken acele ediyordum çünkü ertesi gün yurtdışına çıkmam gerekiyor.. Biletim falan her şeyim hazır.. Nereye gideceğimi bilmiyorum, neden öyle bir yolculuk öncesi arabayla böyle yollara düşmüşüm bilmiyorum.. Yaşlı bir amcayla konuştuğumu hatırlıyorum.. Onu çok sevip bundan sonra “dede” diyeceğimi hatırlıyorum.. Bana tüfek kullanmayı öğretiyor dede nedense 🙂 Ne işime yarayacak bilmiyorum burası saçmaydı biraz ama anladığım kadarıyla geçmişim bir hayli sorunlu ve tüfek onu temsil ediyor..
  • Böyle işte.. Pek rüya görmeyen biri olarak bu kadar uzun bir rüyaya alışık değilim haliyle.. Bir de çok simgesel.. Anlamını merak etmedim değil..
    Yok mu şöyle iyi bir rüya yorumcusu bildiğiniz? Olsa ne güzel olur.. Ama olmasa da huzurlu bir rüya gibi geldi bana sorun yok 🙂

      Güzel günler dilerim ve tüm rüyalarınızdan huzurla uyanmanızı.. 😉

    Bu şarkı size gelsin…

    Sadece düşlüyorum..

    Bazen düşünüyorum..
    Sevsem hiç sevmemiş gibi..

    Elimi tutunca, hatta sadece dokununca titrese içim..
    Böyle “cız” etse.. yansa..

    Her gördüğümde kalbim delice atsa..
    Uzaktan bana doğru attığı her adımda içimde depremler olsa..

    En çok mavi üstüne beyaz bulutlar serpildiğinde sevdiğim gökyüzü, onunla geçirdiğim her âna şahit olsa..
    Böyle uçsam mutluluktan.. Ama düşmekten korkmadan..
    Suratımda aşık insanlara mahsus o sersem gülümsemeyle dolansam ortalıkta..

    Öyle çok yakışıklı çok harika muhteşem bir adam değil de çok seven ve tarafımdan çok sevilen bir adam olsa..
    Bununla yetinse.. Fazlasında gözü olmasa..

    Yarışa girmese hiç.. “Benim dediğim olacak” “Ben daha akıllıyım” “En iyi espriyi ben yaparım” şeklinde..
    Sadece o an ne bizi mutlu edecekse onu yapsak iddia edip vakit kaybetmek yerine..

    Ben hep yanılırım.. Bazı günler fazlaca sakar olurum..
    Sevdiğim insanlarla beraberken sebepsiz sürekli gülerim.. Tartmadan konuşurum bazen..
    Bunlarla yargılamasa beni.. Sonradan suratıma çarpmasa..

    Hatalı olduğunda bir tek özrün ve üzgün bir yüz ifadesinin yeterli olacağını bilse..
    Vakitlice verse bunları bana ki günün geri kalanı heba olmasa..

    Benim için yemeğin çoğu şeyden önemli olduğunu bilip öncesinde sürprizler yapmaya çalışırken yemeği geciktirmese..
    Bunun yerine “önce yemek” deyip ardından yaptığı her şeyden nasıl memnun olduğumu gözleriyle görse..

    Tanıması için kendimi anlatmam gerekmese..
    Anlamak için uzun açıklamalara ihtiyaç duymasa..

    Sevdiğini sürekli söylemek yerine gösterse..
    Söylemese bile bilsem.. Hissetsem..

    Güvenimi sarsmasa hiç..
    Başımı omzuna yasladığımda huzurla gözlerimi kapatabilsem..
    Ağzından çıkan iyi-kötü her sözün yalansız olduğunu bilsem..

    Sadece düşlüyorum..
    Sevdiğim bir adam beni çok sevse..
    Sonra isterse ona canımı dahi versem..
    Bir tek sarılışıyla tüm dünyaya sahipmiş gibi hissetsem..
    Gece yastığıma başımı koyarken aklımda o, sabah kalkarken yine o olsa..
    Ve ben bilsem ki Hala umut var.. Hala aşk var.. Hala sadakat var..

    Bir adam sevsem..
    Hiç sevmemiş gibi..
    Hiç bitmeyecek, üzmeyecek, gitmeyecek gibi…

    Düş Sokağı Sakinleri – Hüzün Kovan Kuşu..

    gözyaşına dök yağmuru
    düş uçacak bahara doğru
    yollara açılıp konuşacak
    mutlu edeceğim yokluğunu

    huyumdur hep ölürüm
    nice aşklara bölünürüm
    ayımdır hep tutulurum
    nice ışıkla korunurum

    hüzün kovan kuşu gelmiş
    gecenin yanağına konuvermiş
    ay tenli aşık şarkıma
    karşılık vermiş

    dışım içimden gelir
    yani gölgem kendimden
    aşktır ölümden güzel olan
    bak ve gör yaşam düşlerdedir

    huyumdur hep dirilirim
    nice dağlardan dökülürüm
    ayımdır hep kararımım
    nice öpüşle aklanırım

    hüzün kovan kuşu gelmiş
    gecenin yanağına konuvermiş
    ay tenli aşık
    şarkıma karşılık vermiş

    Uzun Bir Aradan Sonra..

    Ne çok zaman geçmiş en son yazımın üzerinden.. Neredeyse 2 ay.. Biri beni kızılcık sopasıyla dövmeli 😛
    O kadar çok zaman oldu ki “hadi bunu yazayım” dediğim fakat bir türlü başına geçemedim..
    Bilgisayarım yok hala o ayrı.. Uzunca bir süre de alamayacak gibiyim.. Çünkü krediyle ev aldık ve maaşı oraya bağlamış bulundum ki biriktirecek para kalmadı bilgisayar için.. Geçinebilirsem çok şükür 😦
    Bak yeni haberlerden biri buydu: ev aldık 🙂
    Yeni işim dolayısıyla şehir değiştirdim ve kardeşlerim de burada olduğundan ev almak farz olmuştu resmen..
    Henüz taşınamadık çünkü içerisinde kiracılar var onların çıkmasını bekliyoruz..

    Bunun dışında neler mi oldu hayatımda? Aslında konuya ortadan daldık baştan başlayalım:

    İstanbul’a geldiğim gün bir kaç saatlik dinlenmenin ardından sözleşme imzalamaya gittim ve işe başlamış bulundum.. Ertesi gün sanki yıllardır ordaymışım gibi hazırlanıp sabahın 8’inde işyerime gitmek üzere yollara düşmüştüm bile..
    Her gün içinden geçtiğim mezarlıktan dualarla çıkmak ve mezarlık çalışanlarına “kolay gelsin” demekle başlardım güne 🙂
    Çarşamba günü gelmiştim yani çalışan biri olarak ilk haftasonum yakındı neyse ki 🙂 Yoksa gezemeyecektim uzun bir süre..
    Sonraki hafta mıydı yoksa iki hafta sonra mıydı tam hatırlamıyorum ama Koresever Blogcular olarak toplaştık bi güzel 😀

    Tabi ki çok eğlendik.. Ahh hayır parka falan gitmedik ama muhabbetimiz yeter gençler nasıl hoşsohbet insanlarız bilmiyorsunuz siz henüz 😀
    Ama iyi bir çocuk olursanız siz de bizi görebilirsiniz hatta biraz daha zorlayıp şirinleri bile görebilirsiniz 😛
    Biz de acayip şiriniz bu arada.. Bir tane de gargamel’imiz var kim olduğunu buluşmaya katılanlar çıkarabilir belki 😀
    Yok Yok hepimiz şeker gibi insanlarız yaw 😉

    Kimler katıldı bu arada buluşmaya: Makinosev, Aslı, Nilü, Winpohu, La fea, Betül ve kardeşi Mukaddes, Oppamania, Lee ve Nefertiti..
    Gördüğünüz gibi oldukça kalabalık bir grup olduk biz 🙂
    Bu arada beni çok fazla Koreli’lere benzettiler 😀 Ben o kadar benzediğimi düşünmüyorum ama hem o günki tepkiler hem öncesinde de duyduğum benzer şeylerle ikna olmaya baya yakınım 😀
    Bir de farkettiğimiz şey; hepimiz o kadar Onlar gibi olmuşuz ki tepkilerimizle, konuşmalarımızla, neşemizle, hayallerimizle,.. 🙂

    Başka bir arkadaş grubum daha var iş çevresinden.. Onlarla da ilk buluşmamızı gerçekleştirmiştik bu sürede.. Hatta geçen hafta ikincisini de yaptık.. Onlarla buluşmalarımız da çok eğlenceli geçiyor hep aman maşallah diyelim 🙂
    Hepimiz kafa insanlar olduğumuzdan ve işimiz gibi bir ortak noktamız olduğundan muhabbetin dibine vuruyoruz saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyoruz hiç.. Aslında bu kadar yakınlaşmamızın sebebi işimiz kesinleşmeden önce uzunca bir süre beklemek zorunda kalmamızın ardından bu stresi birlikte paylaşmaktı.. Bu sayede tanıştık zaten..

    İstanbul’a gelişime henüz inanamayışımın farkına vardığım gün Boğaz Köprüsü’nden geçtiğim gündü.. Üniversiteden arkadaşlarımla buluşmak için Taksim’e gitmek üzere otobüse binmiştim ve köprüden geçerken o mükemmel görüntüyü görüp “kızıım uyan artık bi silkelen de kendine gel senin len buralar hep! senin len burası!” demiştim 😀
    Hatta cümleyi “Hey Koca İstanbul sen mi büyüksün ben mi? Ben büyüğüm len ben, yenemeyeceksin beni!” diye bitirmiş bile olabilirim klasik 😀
    Şaka bir yana siz bilmiyorsunuz bu benim için ne büyük bir mucizedir.. Bilmiyorsunuz ki onca zaman sadece hayal bir düşünce iken gerçeğe dönüşmüştür.. En sevdiğim şehir dediğim yer.. Trafiğiyle, kalabalığıyla, gürültüsüyle patırtısıyla, vurdumduymaz insanlarıyla, acı tatlı anılarıyla, nemli havası dayanılmaz sıcaklarıyla; yani iyisiyle kötüsüyle sevdiğim şehir.. Ve ben artık buradayım-buralıyım..
    Belki bir çok yönden kendi memleketimde bu işe sahip olmak daha avantajlı olurdu.. İş olarak düşündüğümde kesinlikle mantıksız burada olmak zaten ama benim buraya gelişim için böylesi uygunmuş hayırlıymış diyorum.. Şükürler olsun binlerce kez.. Her şeye rağmen..

    Demiştim ki gelmeden önce:
    “Arwen yeni bir hayat başlıyor senin için.. Yepyeni bir hayat.. Seçimlerini doğru yap.. Doğru yaşa.. Eğlenceye hep zaman ayır.. Artık bir şeyi kafanda yüz kez evirip çevirme daha çabuk karar ver.. Bazen düşünme bile sadece plana dahil ol..
    Arkadaşların olsun çokça.. İçindeki yalnızlıkta boğulma.. Kafana tokadan başka bişey takma..” gibi..

    Biraz olsun uyabildiğimi düşünüyorum bu plana.. Eski Arwen’e pek benzemiyor içinde yeni Arwen.. Bir çok değişiklik var.. Mesela o kadar çok yemek yiyor ki artık çevresindekiler onu bu şekilde tanıyor ve oturup onunla evlenecek adamın mutfak masraflarını hesaplıyorlar 😀
    Sürekli “açım yemek yiyelim” demelerinin ardından gelen cevap “tok olduğun bir zaman var mı ki” oluyor artık 😀
    Aniden “hadi şunu yapalım” denildiğinden ilk “hadi yapalım” ondan geliyor 😀

    Bazı sorunlar var yine de tabi.. Sadece arkadaşlarım olsun istemiştim ki bazen karşı tarafın düşüncesi o yönde olmayabiliyor.. Bu yüzden bir kaç arkadaş kaybettim henüz tam kazanamamışken.. Bunun sinirimi bozduğu zamanlar olmuyor değil.. Fakat ne demiştik “kafamıza bişey takmayacağız” 😉

    Doğum günüm de geçti bu sürede tabi.. Hatırlarsınız belki geçen sene yazmıştım 30 Haziran günü doğmuşum 🙂
    Bir ay boyunca “büyük kutlama yapacağım o gün göreceksin” diyen bir arkadaşımın yaptığı plana katılamamıştım bazı durumlardan dolayı.. Sonrasında bir buluşmamızda pis boğaz benim; yemek, üzerine mısır, onun üstüne taze sıkılmış portakal suyu, onun da üzerine baklava üstü dondurma yediğim gün 😀 telafi amaçlı sonuncusunun üzerine mum koydurmuşlardı da üflemiştik 😀 Benim için yapılan plana uymadığım için bu kadarını bile haketmiyordum belki ama affettiler neyse ki sevimliyim ya 😀
    Allahım nasıl şok olmuşlardı mideme bir de zayıf olduğumu düşününce 😀 Ve bunları yalnızca iki saatlik falan bir sürede yedim hea 😀 Sonum hayrolsun ne diyim 🙂

    Geçen hafta Pazar günü Lafea ve Makinosev ile buluştuk yine Optimum’da unutmadan geçeyim bunun da üzerinden 😉
    Yine muhabbetin dibine vurduk çok güldük çok fotoğraf çektik ama henüz Lafeacik bana onları göndermediğinden ekleyemiyorum buraya.. Burdan ona da ufaktan bir uyarı göndermiş olalım o zaman 🙂

    Uzunca bir zaman yazmayınca anlatacak ne çok şey birikmiş değil mi? Ufaktan özetledim işte.. Atladığım, unuttuğum şeyler olmuştur illa ki hoşgörün o kadarını da.. (Desenize “bize ne senin hayatından hatun bi de her şeyi anlatmadım diyor sayfayı doldurup karaktersiz püü!”)

    Bu arada hepimizin Ramazan’ı mübarek olsun.. Hepimize güzel, eğlenceli günler diliyorum 😉

    Ahh bir de omzuna güvenle başımızı yaslayabileceğimiz insanlar diliyorum hepimize.. Kendime biraz daha fazla diliyorum bunu affınıza sığınarak.. Belki daha çok ihtiyacım var diye 😛

    Türk Sineması Favori 5 Film _ Mim

    Güzel bir mim başlatmış La fea ve bana da paslamış hemen.. Blogla hiç ilgilenemediğim şu zamanda ilaç gibi geldi belki.. Hem de konu tam benlik: Türk sinemasının bizim için en güzel 5 filmi.. Hemen başlayalım geciktik zaten 😛

    SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

    Türk sineması dedin mi benim aklıma 3 tane film gelir direkt zaten.. Üç filmde de Türkan Şoray ve Kadir İnanır yer alır.. Bunlardan biri de bu filmdir..

    Çok sevdiğiniz bir şeyi anlatamazsınız ya işte bu yüzden zordur bana bu filmleri anlatmak.. Ne söylesem, ne yazsam bilirim ki az, bilirim ki yetmez güzelliklerini anlatmaya..

    Öyle ayrıdır ki diğer filmlerden.. Bir kere içini açar size bu filmde oyuncular.. İç seslerini konuştururlar..

    İlk tanışmada kamyonun altından sadece bacaklarını görünce İlyas Asya’ya önce adam der sonra nine 😀 Sonra görür ki Asya bir afet.. İstanbullu İlyas o serseri tavırlarıyla alır kamyonunu yetişir Asya’nın peşinden 😀
    Neyi severse tutkulu sever İlyas.. Kamyonuna aşıktır önce.. Sonra her şey Alyazmalısı olur..

    İç konuşmalar başlar hemen:
    İlyas_ (Vay anam bu ne güzel kız böyle)
    Asya_ (Yakışıklı çocuk buralı değil herhalde)
    İlyas_ (Kekliği ürkütmemeli) 😀
    Asya_ (Anam bi duyarsaa)

    İ_ Alyazmalı bi dakka
    A_ (Durursam bi daha kurtulamam)
    İ_ Biraz süt versene bacım
    A_ (Sankim bebek de meme emecek deli oğlan) 😀
    İlyas kamyonuna biner gelir peşinden..

    A_ (Geliyo mu ne)
    İ_ Buyrun gideceğiniz yere kadar götüreyim sizi 😀 [adam İstanbullu 😀 ]
    A_ (İstanbullu mu ne)
    İ_ (Dağ başında özel arabalı zamparalara döndük iyi mi) Hadi atla köye bırakırım seni
    A_ (Anam beni sağ komaz öldürür)… der ve kaçmaya başlar.. Tabi İlyas da peşinden 🙂
    İ_ Dağ keçisiii 😀

    İ_ (Binicek mi binmicek mi)
    A_ (Binsem mi binmesem mi) (Hiç mi gün görmücem ben)
    İ_ (Binicek binicek)
    A_ (Yüreğim kaydıysa günah mı? Anam da duyarsa duysun)

    Aşkı, sevgiyi sorgulatır bu film bize..

    “Sevgi neydi? Sevgi insan eliydi, sevgi iyilikti, sevgi emekti.” (Asya)

    Şöyle der İlyas, içinden: “Gözlerime bak sevdiğim, gözlerime bak. Seni çok özledim.”
    İçinden şöyle geçirir Asya: “Hala seviyorum, unutamamışım belli ki.”

    Son sahne öldürür hepimizi..

    _ Asya.. der İlyas
    _ Durursam bir daha kurtulamam.. der Asya

    İ._ Ziyanı yok gülüşü yeter bize..
    A._ Yüreğim kaydıysa günah mı?
    İ._ Çamura saplansam yardıma gelir misin?
    A._ Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elimdeymiş gibi..
    İ._ Elinden tutuversem benimle gelir mi?
    A._ Seninim işte alıp götürsene beni
    İ._ Elveda Asyam, Elveda Selvi Boylum Al Yazmalım Elveda Bitmemiş Türküm Benim..

    Filmi her izlediğimde İlyas’ı seçerdim.. Seçilmeyecek gibi de değildi hani bizim artist İstanbullu 😀 Bir de aşık ya Asya seslenesim gelirdi ekranın başından “İlyas’ı seç” diye 😛 Seçimimiz genelde aşktan yana olur filmlerde zaten.. Amma velakin akıllıca olanı yaptı Asya.. Belki çok sevdi İlyas tamam ama aldatmak çok ayrı be hocam.. Yakışmadı.. Başka her şey affedilirdi belki.. Şimdi sorsan belki ben de Cemşit’i seçerdim.. Seçermiydim? Ya da sorarlar mıydı? 😀
    Neyse hocam hakları var: Sevgi emekti..

    Bu arada Türkan Şoray, filmin sonunda Asya’nın Cemşit’i değil İlyas’ı seçmesi gerektiğini düşünüyormuş.. Hatta bu konu film çekilirken epey tartışılmış.. Sonunda senarist Ali Özgentürk, finalin kendi yazdığı şekliyle çekilmemesi durumunda bavulunu toplayıp gideceğini söylemiş.. Yıllar sonra Türkan Şoray, bir röportajında fikrinin sonradan değiştiğini, filmi iyi ki senaryonun yazıldığı gibi çektiklerini söylemiş..

    Ne güzel filmdir… Ve şu ne güzel bi müziktir…

    SEVEMEDİM KARAGÖZLÜM

    Bu filmi daha önce blogta uzun uzun anlatmıştım.. Herkesin izlediği filmlerden olunca spoiler falan diye umursamayıp dökmüşüm ne varsa 😛 Hadi onu da ordan okuyun: Balıkçı Güzeli..

    DEVLERİN AŞKI

    Yine bir Kadir İnanır-Türkan Şoray filmi..
    Kısaca filmin konusu: “Büyük işadamı Süreyya Bey’in rakipleri onu öldürmek isterler fakat Tarık adında bir genç Süreyya’nın hayatını kurtarır. Borcunu ödemek için Tarık’ı yanında çalışmaya ikna eden Süreyya Bey bir süre sonra onu sağ kolu yapar. Fakat aşık olduğu kadın Tarık’ın eski ve unutamadığı sevgilisi Türkan’dır ve bir kadın yüzünden iki dost birbirine düşer.”

    Bu filmi izledikten sonra uzunca bir süre dilime takılır şu şarkı:

    SEV KARDEŞİM

    Ben bu filmi izlerken müthiş eğlenirim.. Aile üyeleri öyle komik ki; Hala sağır, Dayı kör-şaşı, Amca barut üretme derdinde, Baba deli, Kuzenin yaşı kemale ermiş ama sünnetsiz 😀
    Böyle insanların bir evin içinde toplandığını düşünsenize.. Eğlencenin dibine vurulur bea

    İşte tv.de bu filmi her gördüğümde “böyle bir ailem olsa” derim gülmekten kırıldığım noktalarda.. Geçenlerde yine karşılaştım tv.de.. O sırada bizim evde de bi hareketlilik var olaylar falan.. Dedim “yuha kızım manyak mısın şu ailene bi bak çok mu farkı var bu filmden” 😀
    Öyle ama cidden.. Zaten ablamın arkadaşları bizi ilk tanıdıklarında, telefon konuşmalarına falan kulak misafiri olduklarında “sizin ev çok eğlencelidir” derlermiş.. Bir sürü deli toplanmışız aynı eve mübarek..

    Babanemin olaylarını anlatsam gülmekten ölürsünüz kadın tam ‘süper babanne’ 😀
    Dedemin eski aşk hikayeleri var bir de.. Azıcık bahseder konuyu açar sonra tüm hikayeyi dinleriz adamdan.. Eski yakışıklılardan o kara kaş kara göz 😀
    İkisini atışırken görmelisiniz bir de..
    Küçük kardeş o kadar ablası olduğu halde -belki de bu yüzden- kızlardan hiç hazetmez.. Erkeklerin üstün olduğunu düşünür hep ve bunları o kadar abartı şekillerde savunurki karşısında kızları savunmaya gerek duymaz ancak gülersiniz..
    Bir de soğuk nevaledir velet.. Bu filmi izlerken de babam zorla kendini öptürüyordu ufaklığa.. Babanem sessizce diyor “söyle beni de öpsün” 😀

    Yine dağıttım konuyu dostlar.. Velhasıl kelam bu film de Türk sinemasının harikalarından biridir..
    Alev’in patronun oğlu Ferit’in dikkatini çekmek için yaptığı o numaralar hele 😀 Aşk Tesadüfleri Sever filmine bile konu olmuştur ya “film yapalım mı?” şeklinde 😀

    Filmin şarkısını filmin görüntüleriyle bulamadım malesef.. O yüzden filmin ilk partını paylaşıyorum 😛 müziği dinleyip kapatın ya da devam edip tüm filmi izleyin gitsin amaan 😀 Laf aramızda ben öyle yaptım 🙂

    YALANCI YARİM

    Son film için baya düşündüm çünkü çok var 5.sıraya girmeye layık olan film.. Tatlı dillim var mesela.. Bizim aile var, Mavi Boncuk var, vs vs…

    Bu filmin şarkısı da çok güzel tabiki.. Emel Sayın’ın sesinden:

    Baya uzun bir post oldu bu.. Umarım okurken sıkıntıdan ölmezsiniz.. Mimi birine paslamak lazım şimdi ama hiç bilmiyorum kime?
    Bir kaç kişiye paslayayım ben yine onlar vakitleri olunca yazsınlar 😉 Kaktüs çiçeği, bunu sevdim ve mim konusunda mahcup olduğum chibi mimlendiniz kuzular 😉