Bir A…lık Hikayesi..

    Sadece müziği aç ve okumaya başla..

Erkenden çıkmıştı evden.. Biliyordu gelmesi saatler alacaktı fakat tüm gün dakikaları saymışken daha fazla dayanamazdı evde kalmaya.. Rıhtıma gidip dolaştı, denizi izledi.. Bir bankta oturdu, müziği açtı kulaklığını kulağına taktı..
Her dinlediği şarkı için bir kaç gözyaşı ayırdı.. Dualar etti..
“Sevgisi bitmiş olmasın” “Vazgeçmiş olmasın benden, sevmekten..”

Bir bankta oturdu.. Müziği kulaklarını ağrıtacak kadar açtı.. Hava çok soğuktu.. Rüzgar vardı.. İçi titriyordu.. Tüm bedeni titriyordu.. O kadar çok durdu ki soğukta hissetmez oldu bi zaman sonra..
Sıcak bir yere gitme isteğini bastırdı.. Çünkü kalbi yanıyordu.. Soğuk kalbine işleyene kadar beklemek istedi.. Kalbi soğusun istedi.. Buz tutsun istedi.. Acıları biter belki böylece diye ümit etti..

Saatlerce ağladı.. Tüm gözyaşları bitmeliydi.. Ki onun yanında ağlamamalıydı.. Kimsenin yanında ağlamamalıydı artık.. Dua etti ağlayarak.. Hiç utanmadı ağlarken.. İnsanlar baktı, gördü ama hiç umrunda olmadı.. Hem ağladı hem dua etti.. Yakardı Allah’a..
“Ellerimi al ama onu alma benden..
Ayaklarım gitsin onu bırak..
Kalbimi al canımı al ama onu benimle bırak..”

En çok şunu tekrarladı: “Sevgisi bitmiş olmasın Rabbim nolur sevgisi bitmiş olmasın.. Allahım nolur bitmiş olmasın seviyor olsun bitmiş olmasın nolur!” Hıçkıra hıçkıra ağlayarak ve her defasında hıçkırıkları artarak devam etti.. Gözyaşları bitmeliydi.. Ağlamamalıydı karşısında..

Üç saat kadar olmuştu.. Hala bekliyordu.. Hava gittikçe daha çok soğuyordu.. Vücudu artık soğuktan sızlıyordu.. Ama kalbi.. Kalbi hala sıcacıktı.. Kalbi hala eriyordu.. Neden bir tek kalbi soğuğa karşı bu kadar dirençliydi? Neden bu kadar duygusaldı? Neden bu kadar sevmişti?..

Çok olmuştu geleli.. Artık abuk sabuk tipler uğruyordu parka.. Korktu onlardan.. Ürperdi.. Yine ağladı.. Daha önce orada korkusuzca dolaşabilmişti.. Yanında o vardı çünkü.. O varken hiç bişeyden korkmazdı.. O varken üşümezdi bile..

Bilmeliydi.. Çok üşürdü.. Ellerini alıp ısıtırdı ya o.. Sarılırdı ya.. Titrerdi hep.. Bilmeliydi.. Terketmeden önce düşünmeliydi.. O olmadan nasıl ısınabilirdi.. Kesin soğuktan ölürdü bir gün..

Evsizler gibi dolaştı.. Parklarda, sahilde,.. Gelmesini bekledi sabırla.. Öyle çok özlemişti ki.. Dün, önceki gün, bugün.. Her gün özlemişti.. Ve son kez görecekti.. Bu kadar özlerken son kez…

Üç saate yakın bir zaman sonra geldim diye aradı.. Sıcak bir yere koşuyordu o sırada.. Girdi bir cafeye.. Titriyordu.. Çay söyledi.. Ama içemeyecek kadar üşüyordu..
Sonra o geldi.. Hala içi titriyordu ama dışardan belli etmemeye çalışıyordu.. Muhtemelen belli oluyordu.. Sarılmasını istedi.. Bir tek öyle ısınırdı çünkü..

Gözyaşları titredi.. İçinden bişeyler koptu.. O çok soğuktu.. “Sevgisi bitti mi” diye düşündü.. “Bitmiş olmasın” dedi yine.. Dua etti.. Konuşmasını istedi.. Sadece onu dinlemek istedi.. Ama nedense o konuşmak istemiyor gibiydi.. Tüm sorulara “neden, nasıl bir soru bu,” gibi tepkiler verdi.. Her defasında içi biraz daha acıdı.. Boğazı düğümlendi..

Uğraştı vazgeçirmeye çalıştı.. “Kal” dedi.. “Gitme” dedi.. Ama vazgeçiremedi.. Sözünden dönmedi bir türlü.. “Dönüşü yok” dedi..

Durduramadı gözyaşlarını.. Halbuki çok uğraşmıştı bitirmek için.. Sözler vermişti ağlamayacaktı.. Tutamadı.. Aktılar deli gibi bağımsızca..
Sildikçe daha çok aktı.. Gözleri kurumadı bir türlü..

Rüzgar iyi gelir dediler dışarı çıktılar.. Yürüdüler yanyana.. Yanyana ama çok uzak.. Acıdan öleceğim sandı.. Kalbinin sızladığına yemin edebilirdi.. Vücudu istemsizce titriyordu.. Soğuktan değil..

“Bir kez sarıl” dedi.. Sarıldı neyse ki.. Hayır deseydi ne yapardı? Kabul etmeseydi? Şükretti..
Sarılınca dayanamadı hıçkırıklara boğuldu.. Yalvardı.. Her saniye daha çok nefret etti kendinden.. Kendine hakim olamadığı için o kadar çok kızdı saydı sövdü ki kendine.. İçinden..
“Gitme” dedi yine.. Tekrar sövdü kendine bunu söylerken içinden.. “Düşüneceğim” dedi..
Tekrar etti içinden.. “Düşüneceğim”.. Düşünecek..
Nedense rahatlatmadı bu söz.. Pamuk gibi değildi.. Sarıp sarmalamıyordu.. Daha çok yumruk gibiydi.. Bıçak gibiydi.. Acıtıyordu.. Parçalıyordu.. Kesiyordu..

Düşünecek.. Düşünecek..
Çok zordu.. Beklemek.. Duymak..
Yalvarmak.. Aşk dilenmek…

Beklerken ölürdü belki.. En iyi seçenek bu gibi geldi.. Tekrar o kelimeyi duymaktansa..

Tabu oldu bu söz.. Söyleyince gerçekleşmesinden korkarak.. A-y-r-ı-lık…

Reklamlar

Tebrizli Şems & Mevlâna Celaleddin Rumî..

Geç kalmış bir halde başladım bir kitaba.. Herkes okudu, önerdi dinlemedim başlayamadım çok zaman.. Sonunda vakit geldi anlaşılan.. Eridim okurken yoğruldum, karıştım içine sayfaların..
Kelimeler bir bir döküldü gözlerimden.. İçimde hissettim her harfi, heceyi.. Sonra sayfalardan biri kalbime dokundu, ardından bu yazıyı yazmaya başladım..
Bir hikaye, bir diyalog geçiyordu bu sayfada paylaşmak istedim..
Ama öncesinde konuyu özetlemeliyim:

Tebrizli Şems gönlündekini paylaşacak bildiklerine mirasçı olacak bir can yoldaşı, ruhdaş aramaktadır.. O kişiyi bulmadan huzura eremeyecek, içindeki derin boşluk kapanmayacaktır..
Rumî de aynı boşluğu içinde hissetmekte ve o da bir can yoldaşı aramaktadır..
Ancak Rumî’ye yoldaş olmak ateşe çıplak ayakla dalmak gibidir, derin uçurumlardan atlamak gibidir..
Lakin kim Tebrizli Şems’i bu ateşten uzak tutabilir?..

Efendi Baba Zaman, yola çıkmadan evvel Şems’e şunları söyler:
_”İpekböceği kozadan çıkarken alın teriyle ördüğü ipeği yırtıp parçalar.. Bu yüzden çiftçiler ya ipeği seçerler, ya ipekböceğini.. İkisini birden koruyamazlar..
Çoğu zaman ipeği kurtarmak için ipekböceğinin canını alırlar.. Bir tek ipek mendil için bilir misin yüz ipekböceği can verir?”

Ve Şems yola çıkarken cevap verir:
_”Bu hikayede benim payım ipekböceğininkine benzer.. Rumî ipektir, ilmik ilmik örülecektir.. Vakit tamam olunca ipeğin bekası için ipekböceğinin ölmesi gerekir..”

  • ..Elif Şafak – Aşk..
  • Neşenur’a sevgilerimle…

    ~Special A~

    Bu ara animelere fena sardım.. Her hafta bir iki tane indiriyorum diyebilirim 😉
    Ama öyle keyifli ki anime izlemek -izleyenler bilir- bırakamıyorsun bir kez başladın mı.. Her animeyi izlerim falan demem ama çünkü fazlasıyla seçiciyim bu konuda.. Bir kere aşk olmazsa olmazıdır animelerin.. Ay Savaşçısı, Sevimli Hırsız gibi güçlerin olması da ayrı bir heyecan katar.. (Hala bulamadım bu animelerin bölümlerini de ya 😦 Ay Savaşçısı az çok bir yerlerde var da Sevimli Hırsız’ı bir bulabilsem dünyalar benim olcak..)
    Bir çok blogta rastladığım bir animeydi: Special A ve uzun zamandır arıyordum linklerini.. Online izlemeyi sevmiyorum indirmem lazım illa o yüzden linklerini bulana kadar izlemeye kalkışmadım.. Buldum tabi.. Bu yazıya nasıl bulamadığımı, neden izleyemediğimi anlatmak için başlamadım ya 😛
    Çok beğendim öncelikle bunu söyleyeyim.. Bitmesin diye gözünün içine baktım ama çabucak bitti tabi her güzel şey gibi 😦

    Kısaca konusundan bahsedecek olursak;
    Special A sınıfı okulun en başarılı yedi öğrencisinden oluşuyor..

    Diğer öğrencilerden oldukça farklı bir programları, hayatları var.. Öyle ki ders işlediklerini falan nerdeyse hiç görmüyoruz direkt sınava giriyorlar sanki.. E fazlasıyla zeki olduklarından çok garip olmasa gerek 😛 Okulda çay saatleri yapıyorlar, güzel bir bahçede oturuyorlar, sohbet ediyorlar vs vs.. Hayalini kurduğum okul hayatı 🙂
    Dizinin başrolleri Takashima Kei ve Hikari..
    Kei her zaman, her şeyde birinci olmasıyla akıllarımıza kazınıyor.. (Tabi bir de karşı konulamaz karizması var) Hikari de “sonsuza dek ikinci” (bunu Kei’den her duyduğunda kafasına inen iki rakamı şeklindeki kaya canlandı şimdi gözümde :D)

    İşte bu yüzden Hikari’ye göre Kei onun tek rakibi ve konu ne olursa olsun Kei’yle iddiaya girmeye değer..
    Aslında başroller her ne kadar bu iki sevimli karakter olsa da dizinin geneline bakıldığında her öğrenci hakkında bir iki olay aktarılıyor.. Dizinin güzelliği de burdan geliyor sanırım.. Bütün olaylar Hikari ve Kei’nin etrafında dönmüyor Special A sınıfının bütün üyeleri ayrı bir hikayeyle karşımıza çıkıyor..

    Hepsi de birbirinden sevimli zaten.. Ryu hayvanları çok seviyor.. Megumi sesini korumak için konuşmak yerine yazmayı tercih ediyor.. (sesi öyle felaket ki kimse dayanamıyor ama bir bölümde Yahiro’nun tavsiyesiyle uzaktan bir şarkı söylüyor hepimiz şaşıp kalıyoruz, orada sesi gerçekten güzeldi) Jun sessiz bir karakter olmasına rağmen “derindeki Jun” onun gizli silahı 😛 (kendisi bundan hiç hoşlanmasa da) Tadashi hareketli, geveze, deli bir şey ya onu tam olarak nasıl tarif edebilirim bilemiyorum umursamaz diyebiliriz belki.. Akira çay saatlerini çok seviyor ve her zaman lezzetli bir şeyler hazırlıyor.. Hikari’yi de çok seviyor ve herkesten kıskanıyor -özellikle Kei’den 😀
    Aşk yok mu? Tabi ki var! Takashima Kei, Hikari’ye aşık.. Ama bunu anlamayan tek kişi Hikari 😛

    Zaten bir animede kız zeki, havalı falan olsa dişimi kırcam hea.. Hep erkekler sahip bu özelliklere animelerde.. (Gerçek dünyadan farklı olarak :D)

      Aklımda kalan bir kaç şey daha

    ~Hikari yemek yapmayı hiç beceremiyor.. Bir cümlede “yarışmak, iddia” gibi kelimeler geçiyorsa karşı koyamıyor ve bununla ilgili her şeyi hemen kabul ediyor.. (Kei onun bu özelliğinden çokça faydalanıyor :))
    ~Kei diğer çocuklar gibi yaşamaya özeniyor.. Birinin onun için yemek yapması bile çok şey ifade ediyor.. (Sırf bu yüzden Hikari’den ona öğle yemeği hazırlamasını istemişti ve bir bomba gibi olmasına rağmen yemeye çalışmıştı :))
    ~Tadashi ve Akira birbirlerini seviyor ve belki de bu yüzden sürekli kavga ediyorlardı 😛
    ~Ryu, Megumi ve Jun’u sürekli koruyup kolluyordu.. Hatta onlara birşey olacak endişesiyle sınavlarda hep yedinci oluyordu..
    ~Megumi ve Jun korunmaya ihtiyaç duyan kardeşlerdi ve Ryu’yu çok seviyorlardı.. Hayvanlardan kıskanıyorlardı onu sürekli.. 🙂

    Birkaç resim daha paylaşıp bitiyorum 😉



    İzlemeye kesinlikle değen bir anime.. Şiddetle tavsiye ediyorum.. İzleyin beğenmezseniz hımm beraber bir kez daha izleriz 😀 Benimle bişeyler izlemek acayip keyiflidir hea 😉

    Aşka Dair – Aşktan Sözler

    aşk gerçekte var olan bir şey değildir.. ya hayaldir ya rüyadır ama kesinlikle gerçek değildir.. o yüzden bazıları inanır bazıları inanmaz.. inanmayanları yadırgamak yargılamak kimseye düşmez..
    hiç farkettiniz mi bilmem herkes hep eski aşklardan bahseder.. çünkü aşk (eğer varsa) hep geçmiştedir.. aşk olduğundan değil o da pişmanlıklarımızı aşk die adlandırdığımızdan sadece..
    hep karşılıksızdır bi de.. çünkü aşk yalnız yaşanılan bir duygudur.. karşılıklı olursa aşk olmaz beraberlik olur..
    biri seni rezil eder, süründürür, köpek gibi davranır.. içimizdeki acı çekmeye bayılan mazoşist yanımız koşar durur onun peşinden..
    aşk tarifi tam anlamıyla yapılabilecek birşey değildir.. çünkü değişkendir.. ruh halimize göre değişir tanımlarımız..
    bunları iki dk sonra söyleyin “sen söyledin” diye.. kabul etmem ben söylemedim derim.. aşk işte böyle dengesiz bişeydir.. o yüzden hep dengesiz insanları bulur kendi gibi 😛
    aşka dair en sevdiğim sözlerden biri şudur:
    _İranlı bir şairin “aşka uçma kanatların yanar” sözüne karşı Mevlana’nın cevabı: “aşka uçmazsan kanat neye yarar”

    Aşk varsa geçmiştedir demiştik hani.. geçmişi istemek özlemek çok doğal ama hala geçmişte yaşayan insanlarla vakit geçirmek öyle zor öyle katlanılmaz ki.. bazıları hiç çıkmıyo o dünyadan sürekli bunalım modunda böle sarhoş gibi dolaşıyolar.. hatta burda sarhoş kelimesi yerine aşık da konulabilir 🙂 (derler ya aşıkmısın arkadaş öle hehe) aşk bir sarhoşluk hali demek ki..
    kendine geldikten sonra elinde kalanlar; büyük bir baş ağrısı ve yanında tam olarak hatırlanmayan bi dolu rezillik…

    Aşkın en iyi tarifi tartışmasız şıpsevdi sakızlarının içinden çıkan kağıtlardadır bu arada (bakınız:ilk resim :P)

    Bilenler der ki “aşkın başladığı yer mantığın bittiği yerdir”.. Hayatınızı şöyle bi düşünün: kendinde olmadığın bi süreçte ‘asla yapmam’ dediğin bi dolu şey yapmışsın, dostum dediğin insanları kısa bi süre için aşkm dediğin bi insanla değiştirmiş o da gidince bu defa yalnız kalmışsın.. bunları duyduktan sonra hala aşık olmak istermisiniz? evet istersiniz.. 😉 hem zaten istemeseniz bile gün gelir olursunuz.. Çünkü sanırım aşk bi seçim değil kaderdir..
    Aşka dair herkes bişeyler söylemiştir heralde.. Bir cümle hatta “lanet olası” gibi iki kelime bile olsa 🙂 Ee siz söylersiniz de filozoflar susar mı? Bakalım onlar hangi cümlelerle anlatmışlar aşkı:

    Gerçek aşkta ne vefa vardır ne cefa….
    (Mevlana)
    Insan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.
    (Leonardo da Vinci)
    “Özgürlük aşk değildir, yalnız aşkın kapısıdır.”
    (Franz Xaver Von Baader)
    “Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır”
    (Bailey)
    “Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur”
    (Antoine Bret)
    “Aşk kızamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer”
    (Douglas Ferrola)
    “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde
    yaşayamayacaktı.”
    (Faulkner)
    “Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı… Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı.”
    (Mevlana)

    Beğendiklerimden bi kaç tane paylaştım.. Sizi bilmem ama bana en güzelleri Mevlana’nın sözleriymiş gibi geldi.. Zaten onunla başlayıp onunla bitirmemden anlaşılıyordur 🙂
    Çok konuştum çok anlattım ama aslında oldukça basit bir tanımı var bence aşkın..
    Aşk = Delilik hali 😉
    Ve eğer aşkın bir resmi varsa -durun aramayın- o da budur:

    Not: Konunun büyük bir kısmı Lee‘nin blogundaki aşk bile bile tutsaklıktır başlıklı konuya yaptığım yorumlardan alınmıştır.. (böyle de reklam yaparım işte ;))

    Romantik Komedi.. Türk işi “Sex and the City”…

    Geçenlerde arkadaşlarla toplandık.. Bir kaç aydır planladığımız bir şeydi.. Ve ben o gün için film ayarlıcak olan kişiydim (ironik 🙂 )
    Türk filmlerini pek sevmem normalde.. Ama bazıları gerçekten kendinden beklenmicek kadar güzel çıkabiliyo.. Romantik Komedi de güzeldi gerçekten ama biz zaten güzel olmasını bekliyorduk o ayrı..

    Hep beraber sinemada izleyelim bu filmi demiştik ama sınav zamanına denk geldi gidemedik.. O yüzden ben de indirip hazırladım toplandığımız gün izlemek üzere.. O gün yedik içtik sohbet ettik sıra film izlemeye geldi ve oturduk ekranın başına..
    Tek başıma izlesem bu kadar hoşuma gidermiydi bilmem (arkadaşlarla paylaşılan şeylerin tadı bi ayrı güzel oluyo nedense) ama bayıldım filme.. Çok sevimli bi filmdi gerçekten..
    Oyuncu kadrosu mükemmeldi öncelikle.. Herkes vardı diyebilirim.. Film hakkındaki yazılarda geçtiği gibi Türk işi ‘Sex And The City’ydi hakkaten..

    Başrolü paylaşan üç kız ve üç erkek var gibi ama filmi izlediğinizde siz de görceksiniz ki aslında iki çift var.. Tabi bu çiftlerden birinin ilişkisi daha ön planda işlenmiş..

    Bunlar kızlarımız..

    Ve erkekler..

    İlk çiftimiz Esra (Sedef Avcı) ve Mert (Cemal Hünal).. Ama benim favorim ikinci çift yani Didem (Sinem Kobal) ve Cem (Engin Altan)..
    Esra okuldayken sınıfın en inek öğrencilerinden olan ama gerçek hayatta tam bir başarı yakalayamamış olan bir kızdır.. Sevgilisi tam bir hödük başka bir kelime uygun düşer mi bilmem o adama iğrendim resmen.. Kıza sürekli hakaret ediyo sen hiç bir şey yapamazsın, beceriksizsin falan diyo gerzek.. Nasıl sevgili kalmış o safla onca zaman bilmem ama filmin başlarında bi gazla hem işinden hem bu hödükten ayrılıyo.. İyi de yapıyo.. Didemle beraber bunları kutluyolar barda ve o gece ilginç bir şekilde tanışıyolar Mert ve Cem’le.. O sahne süperdi ama ya: Esra sarhoşken Mert’in arabasına düşüyo ve araba ilerlemeye başlıyo..

    Mert ve Cem bardan çıkıp arabalarının gittiğini görünce peşinden koşuyolar ve arabayı durduruyolar.. Esra’yı arabadan çıkartmaya çalışırken Didem geliyo bırakın arkadaşımı diye çantasıyla vuruyo bunların kafasına 😀 Nese bu olaydan bir süre sonra Esra ideali olan bir iş buluyo: bir reklam ajansında metin yazarlığı yapmaya başlıyo.. Reklam ajansında kim var: Mert tabi.. 😛

    İkinci çifte geçmek istiyorum hemen çünkü onlara bayıldım resmen çok şirinler 🙂 Didem Cem’le ilk tanıştıkları geceden sonra -ki gerçek bir tanışma sayılmazdı bu isimlerini bile söylemediler birbirlerine- sabah gazetede bir haber görüyo: Önceki gece bardan beraber çıkan Cem Sezgin ve gizemli kadından bahsediliyo.. Didem bu haberi görünce mest oluyo resmen ve Cem Sezgin hakkında toplayabildiği bütün bilgileri toplayıp onu kendine aşık etmenin yollarını arıyor.. Bütün röportajlarını okuyo ve Cem Sezgin’i elde etmenin yollarından birinin yeteneklerini ortaya çıkarmak olduğunu öğrenip resim derslerine başlıyor.. Esra Cem’in şirkette olduğunu haber verince de toplayabildiği resimleri eline alıp (ki kendisi bi tane bile çizemezken herkes beş kadar çizmişti 😀 ) şirkete gidiyor.. Çarpışıyolar klasik.. Resimler yere dökülüyor.. Sonra konuşuyolar ama Didem Cem Sezgin’i tanımıyomuş gibi davranıyor.. Cem’in ilgisini de çekmiş oluyo böylece çünkü Cem’in aradığı ünlü olduğu için değil de onu Cem olduğu için seven birini bulmak.. Cem aşkı arayan bir tip yani aslında.. İşte böylece Didem bilerek Cem’in olabileceği yerlere gidip sonra kaçıyo ki kovalansın 🙂 Tabi sonunda da sevgili oluyolar.. Bayıldım onlara çok yakışmışlar..

    Son olarak üçüncü kızımız Zeynep (Burcu Kara).. O filmin başında evleniyor zaten.. Yani ondan çok bahsedilmiyor film boyunca kızlara tavsiye falan veriyor ama sonlara doğru onun da tavsiye verebilecek bir durumda olmadığını görüyoruz 🙂

    Ve Gürgen Öz.. Ona yakışacak bir rolde görüyoruz Gürgen’i.. Kız delisi, manyak bir şey 😛 Bi de fotoğrafçı.. Film boyunca en çok kullandığı replik de şu: “Sence aşık olmuş olabilirmiyim abi” bazen biraz daha zor elde ettiği kızlarla karşılaşınca soruyo bu soruyu 😀

    Neyse film böyle anlatarak hayatta bitmez bazı yerlerde cuk diye oturan sözler var mesela ama onları da izleyerek görün istiyorum.. Zaten yine bütün filmi anlattım nerdeyse… 😦
    Filmde aşkın tanımı yapılmış bir çok kez.. Herkes kendince tanımlıyor tabi.. Kızların yorumunu beğendim ben bu konuda.. Onlara göre aşk:
    Zeynep: “Bence aşk ilişkide doğru stratejiyi kuran kişinin hissettiği duygudur”
    Didem: “Bence aşk ilişkide artık stratejiye ihtiyaç duymadığını hissettiğin anda hissettiğin duygudur” 😀
    Esra: “Aşk stratejik hata yapan ve bunu çok geç farkeden salağın düştüğü durumdur”
    Bu film için yorumum: İzlenilesi.. o yüzden izleyin bence.. ii seyirler.. 😉
    Filmi burdan indirebilirsiniz..
    Vee fragmanı: