Şefkat Kokan Adamlar..

Şefkat kokan adamlar sevin..

Yapabilirseniz, bulabilirseniz, nolur sevgisi şefkatle sarılmış adamlara aşık olun..

Öyle ki masaya ayağınızı çarpsanız gözleri dolsun.. Bırakın incitmeyi, kırmayı, vurmayı kendi şaşkınlığınızın, sakarlığınızın eseri olan yara berelerinizi okşasın, iyileştirsin..

Aksi olunca çünkü, şefkat yoksunu olunca adam; acınız ikiye değil üçe dörde katlanır.. Sadece ilgilenmedi, umursamadı diye bile katlanır..

Bir de canınızı onun acıttığını düşünün.. Buna sitem ettiğinizde abarttığınızı söylediğini.. Hiç hayal edebileceğiniz bir şey gibi değil değil mi?

Güzel adamlara aşık olun nolur.. Sevgisi, merhameti gözlerinden taşan…

Mutsuzluk demek bundan başka türlüsü çünkü…

Ağlayabilen ama ağlatmaya kıyamayan adamlar bulun..

Hiç dinlemeyeceğiniz, uygulamayacağınız öğütler veriyorum size.. Küfür gibi öğütler.. Sanki etrafımız böyle adamlarla sarılıymış gibi.. Eskaza bir tanesiyle karşılaşsanız ona sizin sahip olma ihtimaliniz varmış gibi…

Yalvarırım bulun o adamları.. Size kıyamayan, canını sizin canınıza bağlamış adamları…

Sevgili okur, varsan, ordaysan, beni duyabiliyorsan lütfen dinle.. Ben inanıyorum.. Böyle adamlar var.. Görmedim, bulmadım, karşılaşmadım belki evet ama biliyorum işte var.. Çok fazla da değiller..

Sen bul onu.. Ve birlikte mutluluğu..

Ağladığınızı gördüğünde sıcacık sarılsın size.. Sebebiniz basit bile olsa.. Böyle basit şeylere neden ağladığınızı sorgulamak yerine koynunda kurutsun gözyaşlarınızı..

Çeyrek yüzyıl yaşayıp da ancak farkedebildiğim bir gerçekten bahsediyorum sana.. Kaç yaşında olursak olalım şefkate aç kalıyoruz hepimiz.. En çok da en sevdiklerimizden yana eksik bırakılıyoruz..

Biliyorum.. Başlayınca dönemeyeceksin yolundan.. Öylece çekip gidemeyeceksin.. O yüzden bugün düşün.. Yol yakınken.. Dinleyeceğini bilsem yalnızsan, yolun henüz kesilmemişse arkana bakmadan kaç derdim.. Ama yalnızlık bir tek etrafın kalabalıklarla sarıldığında, onlardan çok bunaldığında güzel gelecek.. Sürekli bir yalnızlık aslında pek de hayalleri süsleyecek türden bir şey değil..

İşte bundan, bu sebepten sen kaçmasan da iyice bir düşün.. Değişir dediğin kötü şeyler bil ki değişmeyecek.. İyi olan şeyler zamanla kötüleşecek.. Birine katlanmana yardımcı olacak tek şey sevgin olacak..

big38

Şefkat kokulu bir adam varsa hayatında bunun adı katlanmak bile olmayacak.. Bunun adı huzurlu bir birliktelik olacak..

Kendi yaralarına merhem olamamış biri olarak konuşuyorum seninle sevgili okur.. Senin yaralarına merhem olabilsem yeter…

Kore’den Sihirli Dokunuşlar

Seçimlerimizde hislerimizden fazlaca etkilendiğimizi bilirsiniz.. Onlarsız hiç bişey yapayız zaten.. Biraz mutsuz hissediyorsak hemen çikolata aramaya başlarız.. İçimiz kıpır kıpırsa hemen bir müzik açar ‘zil takıp’ oynarız.. Güzel bir olay olduğunda paylaşmak için dostlarımızı ararız.. Özel günlerde yemeklerimiz de daha özenli olur.. Bir duygu seli bir bakmışız tüm seçimimizi değiştirmiş..
Film seçerken de aynı şey geçerlidir.. Bugün romantik komedi izlemek isterim yarın korku.. Ağlamak istediğimde açacağım filmle neşeli bir ruh halindeyken açacağım film bir olmaz.. Zamanım mı çok? O zaman filmi boşverir bir diziye başlarım.. Bazen zamanım hiç olmasa bile her şeyi bırakıp bir dizinin cazibesine kapılırım.. Bütün işlerim de öylece kalır sonra onun yüzünden.. Ama mutsuz olurmuyum? Ne münasebet! 😀

Kore Dünyasında her ruh hali için bir dizi var.. Diyelim güzel bir yüz görmek, farklı bir şeyler izlemek istiyorsunuz.. O zaman:

-Coffee Prince-


Bu dizi sayesinde dünyanın en güzel adamıyla tanışacaksınız.. Aşkın önüne hiçbir şeyin geçemeyişini göreceksiniz (hatta cinsiyetin bile).. O mükemmel kahveleri görüp evde yaptıklarınızı beğenmeyeceksiniz.. Hatta belki bana kızacaksınız böyle mükemmel bir dizi için bu kadar az cümle mi kurdun diye.. 😛 Ama ne dersem diyeyim o dizinin üzerine boş, izlemeden bilemeyeceksiniz..

Ağlamak istediğiniz zamanlar mı yaşıyorsunuz? Şöyle ağlak bir dizi olsa da göz kaselerimizi doldursak, üzüntünün dibine vursak mı diyorsunuz? İşte bu tam size göre:

-I am sorry I love you-


Bir adam tanıyacaksınız burda.. Biraz kaba saba ama kocaman bir yüreği olan.. Ölümün hiç yakışmadığı temiz bir adam.. Konduramayacaksınız da zaten.. Saf kalpli bir kız tanıyacaksınız bir de.. Bir çok şeyi yanlış anlayan, bazen çileden çıkartacak kadar akılsız davranan.. Ama aşkı nasıl her şeyin üzerinde tuttuğuna şahit olacaksınız..

Güzel bir eviniz olacak.. Şehrin gürültüsünden uzak, önünde göl veya deniz olan, büyük yeşil bahçesinde salıncağı kamelyası bulunan,.. Sevgiyle, neşeyle, huzurla ‘dolu bir ev’;

-Full House-


Anlaşmalı bir evlilik yapıp böyle güzel bir evde oturuyorsunuz.. Her gün kavga ediyorsunuz ama tatlı kavgalar.. Yavaş yavaş aşk göz kırpmaya başlıyor.. Ama gururunuz öyle yüksek, burnunuz öyle havada ki konduramıyorsunuz, “saranghe” diyemiyorsunuz.. Elinizden kaçana kadar sevdiğiniz yokluğunu anlayamıyorsunuz.. Kıymetini bilmiyorsunuz.. Böyle bir hikayede rol almak istiyorsanız izleyeceğiniz dizi belli: Full House..

Hepimiz küçükken öğretmenlerimize hayran olduk aşk sandık değil mi? Ama hangimiz bunu gerçeğe dönüştürdük:

-Hello my teacher-


Yukarıda bahsettiğim güzel gülen adam bunu öyle güzel yaptı, öğretmeninin kalbine öyle güzel girdi ki kendine de bizim kalplerimizde yer etti iyice.. Haşarı, yaramaz bir çocuktu.. Öğretmenine dertten başka birşey vermedi başlarda.. Ama bir yerde makas değiştirdi olaylar.. Aşık oldu öğretmenine.. Hem de öğretmeni öğretmenine yani onun dayısına aşıkken.. Pes etmedi böyle diye.. Dayısından daha mutlu edeceğine o kadar inandı ki inat etti bırakmadı aşkının peşini.. Öyle sevimli bir aşık izledik yine bu güzel yüzlü adamın sayesinde.. Biliyorum Allah onu boş vaktinde yaratmış olmalı.. Gülüşüne de ayrı bir özen göstermiş orası kesin.. Sadece onun için bile izlenir..

Yalan söyleriz hepimiz gerektikçe.. Hadi itiraf edin bazen olmadık yerde de savururuz bir kaç tane 😛 Yalanın ustası olmuş bir kız göreceksiniz şimdi:

-My Girl-


Sadece diliyle yalan söylemiyor bu kız suratını da yalanına öyle bir uyduruyor ki görmelisiniz 🙂 Herkesi kandırabilme yeteneği var kızda.. Ama yalanlarla da olsa yolunu buluyor ortada kalmıyor hiç, yerleşiyor bir yere.. Sevimli de kerata 😀 Aşk gelince başa değişiyor sanırım bişeyler yine.. Yalanlarla falan yürümüyor o zaman.. İzleyip görelim değil mi? Eğlenceli bir serüvendi bence.. Çocukça bulan bir çok insana rağmen benim sevdiğim dizilerden..

Yakışıklı ve zengin bir grup çocuk farkettik sonra.. İzleyelim görelim noluyor dedik:

-Boys Over Flowers-


Hepsi ayrı bir alemdi.. Jun pyo kaba, kendini beğenmiş bir zengin evladı.. Havasından geçilmiyor zaten ama Jan di indirdi havasını tabi sonra.. Aşka yenik düşenlerdendi o da.. Çapkın bir seramik ustası, kendi halinde bir müzisyen ve bir de şeker mi şeker, küçük kardeşimin ‘dövüşçü’ diye adlandırdığı woo bin vardı dizide.. Woo bin’in aksanlı bir şekilde ingilizce konuşması vardı ki ısırırdım yanımda olsa valla 😛 Neyse tabi onlar biraz geri planda kaldı.. Asıl konu JanDi ve JunPyo’nun aşkıydı.. Keyifli bir diziydi..

Coffee Prince’e benzettiğim için taklit olduğunu düşündüğüm ve izlemekte direndiğim bi dizi vardı bir de ki böyle düşündüğüme pişman etti beni aklımda yer ederek:

-You are beautiful-


Bir müzik grubunun yeni bir üyeye ihtiyaç duymasıyla başlar olaylar.. Gruba yeni dahil olacak olan üye bir kaza geçirince ona tıpatıp benzeyen ikiz kardeşi girer onun yerine.. Ama bir sorun vardır; Anjell erkeklerden oluşan bir gruptur ve bu ikiz kardeş kızdır üstelik rahibe olmak üzeredir.. Menejerin diretmesiyle kızımız erkek kılığına bürünür ve gruba dahil olur.. Aynı evde yaşarlar bu yüzden sık sık aksiliklerle karşılaşacaklardır.. Peki onun kız olduğunu öğrendiklerinde verdikleri tepki nasıl olacak? Her şey eskisi gibi devam edebilecek mi? Merak etmeyin diziyi izlediğinizde bu soruların hiç biri cevapsız kalmayacak.. 😉

Cadı bir kızımız var bir de 😛

-Witch Yoo Hee-


Kaza yapmasına sebep olan bir aşçı adayını evinde hizmetçi olarak çalıştırıp borcundan düşeceğini söyler.. Yoksa mahkemeye verecektir.. Garibim hapse girmekten korkarken daha büyük bir felakete yakalandığından haberi yoktur.. Telefonuna da ‘borçlu’ diye kaydetmişti 🙂 Bu dizide başrolden ziyade bir kişiyi daha keşfettik; Dennis Oh! Melez bir arkadaş kendileri.. Ama nasıl bişey ‘yaradana kurban’.. Kusursuz bir yakışıklılığı var öyle diyim.. Hımm konu bu değildi 😛 Neyse bu da böyle bir dizidir.. İzleyince keyif alacağınız neredeyse garantidir..

Son bir diziden daha bahsedeceğim.. Diğerlerinden daha yeni bir dizi.. İzlemek için çevirisinin bitmesini iple çekmiştim.. Yine mükemmel bir ev konunun odağını oluşturuyor:

-Personal Taste-


Müthiş sevimli bir dizidir.. Her karakter yerine ‘cuk’ diye oturmuş.. Ortada sürekli ciyaklayan bir kız var o hariç tabi.. Onu dikkate almayın, umursamayın siz.. Diğer oyuncular mükemmeller.. Zaten başrolde Lee Min Ho’nun oynadığını görmeniz yeterli izlemek için.. Ama sadece bundan ibaret demek haksızlık olur diziye tabi.. Lee min burada bir mimarı canlandırıyor.. İşleri biraz kötü bu aralar.. Düzelmesi için bir fırsat var önünde ama Sohn Ye-jin’le karşılaşınca olaylar sarpa sarıyor maketi mahvoluyor.. Ardından sürekli karşılaştıklarını görüyoruz dizilere, filmlere yakışır bir biçimde 😛 Sonunda aynı evde kalmaya başlıyorlar bir şekilde.. Lee min başlarda eşcinsel olduğunu söylüyor ancak böyle izin veriliyor zaten kalmasına.. “Gay arkadaş fantastiktir” 😀 Diziden en çok aklımda kalan replik 😀 Ee ateşle barut bir arada çok uzun süre etkilenmeden kalamıyor tabi..

Daha bir çok dizi var tabi ki bahsedilmesi gereken.. Ama benim ömrüm yetmez onları anlatmaya yaw öyle çook.. Hem illa bir başlık altında hepsini bitirecek değilim ya zamanla diğerlerine de el atacağız.. İzlemediyseniz kaçırmayın bu dizileri bence.. Hepsi de birbirinden güzeldir.. Bitirmek için acele eder bitince de üzülürsünüz bitti diye.. İzlediyseniz de bir daha izlemek için uygun ruh halini bekleyebilirsiniz.. Ben de bu ara birini tekrar izlemeyi düşünüyorum ama daha karar veremedim hangisi olabilir?