Bir bu eksikti :(

Bilgisayarım bozuldu!!!
Üzüntüden öleceğim 😦 Üstelik basit bir bozulma vakası da değil daha önce böyle olduğunda bir ay alamamıştım servisten 😦 Şimdi garantisi de bittiğinden aile bilgisayarcımıza teslim edeceğim yarın tez elden (hı hı bizim aile hekimimiz dışında bir de aile bilgisayarcımız var nabeeer)
Öyle delirdim ki durup durup şarkı uyduruyorum ve oynuyorum evin içinde.. Evet ben üzüntümü böyle farklı şekillerde gösteriyorum yapcak bişey yok.. Bir de insanlara sarıyorum..

Ergen kardeş her okuldan geldiğinde güzellik uykusuna yatar.. Bugün annem sorunca “neden yatıyorsun” diye “sana küsüm de ondan” demiş annecik üzülecek oluyor.. Dedim “Ne bakıyorsun sen ona her gün uyur o, tek fark bugünki uykusunu sana armağan etmiş” 😀
Akşam da aldım karşıma “Noluyoruz len uykunu dağıtmaya başlamışsın bakıyorum, bu anam için bu babam için şeklinde, Cüneyt Arkın mı sandın kendini sıpa ayağını denk al kırarım o çilbir bacaklarını” dedim.. Benden korkar zaten somurtup oturdu.. Heh şöyle adam ol cık cık..

Bu yazıyı nerden mi yazıyorum? Babamın Kore’den gelen yepisyeni bilgisayarından yaaaa 😀 Kore kokulu bir yazı bu yani kokla bak inanmazsan 😛
Yalnız babacığın haberi yok mışıl mışıl uyumakta şu an.. Zaten en fazla haftada bir aklına gelip baktığından haberi olmaz görmezse.. O zamanlarda da ben açıyorum istediği şeyi zaten.. Adam keyif keyif tv karşısında çekirdek çıtlatırken “Gülbeyaz, (baba bey hazretlerinin bir süredir bana uygun gördüğü isim bu) bilgisayarımı bir getir bakalım” diyor bendeniz de bir Hülya Koçyiğit bakışı ve dönüşü yapıp koşar adım getiriyorum.. Açıyorum bilgisayarı, istediği siteye girip ellerine uzatıyorum.. Bazen eline almaya bile gerek duymuyor ben işlerini halledip kapatıp geri götürüyorum.. Ahh dostlar siz bilmezsiniz ama bu adam ben olmasam eksik kalırdı valla.. Hoş bunu o da bilmiyor daha 😛 Öğrenmesine az kaldı az.. Ama itiraf etmesine çok var.. Sonsuzluk kadar..
Velhasıl-ı kelam bayan bahtsız bir de bilgisayarsız kaldı a dostlar.. Ağlamamalı da ne yapmalı şimdi? Kara yazım kör talihim geberme e mi! Az dur sen dur kızmaya başlıyorum deli damarım atacak yakında yakacağım Roma’yı.. O yanmıştı önce yeni bir şey yapmalı yakmalı Haydarpaşa’yı.. Ee o da yandı bea hocam yıl olacak nerdeyse.. Amaaan bea vakit gelsin de yakacak yer bulunur.. Olmadı kendimizi yakarız bea, çal kemancı bu gece en hüzünlü şarkını heyhey

Ben yokken siz şu şarkıları bıkana kadar dinleyin:

Herkes için aynı şeyi ifade eder mi bilmem ama şu son şarkı bana çok huzur veriyor.. Biraz hüzne kaçan bir huzur tabi..

Niye Türk Sinemasından bu kadar konuk aldım yazıya bilmiyorum.. İstemdışı oldu.. Belki şu telif hakları meselesinden dolayı aklımda kalmıştır.. Davalarında başarılı olurlarsa o bayıldığımız eski Türk filmlerini daha az göreceğiz muhtemelen televizyonlarda.. Ama hak vermiyor da değilim tabi onlara..

Reklamlar

3D’li rüya

Bu aralar sık sık karşımıza çıkan bir terim: 3D yani 3 boyutlu filmler.. Bana izlemek nasip olmadı daha ama bir çoğunuz izlemiştir heralde..
Hal böyle olunca sanırım ‘Yukarıdaki’ acımış olcak ki bana özel bir gösterim ayarlamış 🙂 Üç boyutlu bir rüya gördüm..

Yabancı bir film veya animasyon değildi eski Türk filmlerinden kareler vardı ama olsun yetinmeyi bilmek lazım di mi? 😛
Türkan Şoray, Edis Hun falan vardı başrollerde.. Rüya benim rüyam olduğundan kendime kıyak geçmişim anlaşılan ki Türkan Şoray rolünde ben vardım 😀 İki erkek benim için adeta yarışıyordu.. “Bugün eve sen bırak yarın ben”, “Hastalanmış ilacını ben yapayım, olmaz ben ilgileneceğim” 😀 falan filan bi dünya laf dönüyordu ortalıkta ama lütfen rüya bu en nihayetinde hepsini hatırlamamı beklemeyin..
Sonra bol aksiyonlu bir sahne geldi ki beni rüyamın 3Dli olduğuna inandıran asıl kısım oydu.. İkinci adam pek aktif biri değildi.. Edis Hun döktürüyodu yine.. Bir grup adam tarafından saldırıya uğruyoruz.. Yanımda ikinci adam var (o da normalde filmlerden tanıdığımız biri ama kim olduğunu çıkaramadım uyanınca demekki aklımda çok yer etmemiş).. Bu saldırının sebebi de ikinci adam zaten (ikinci adam tabiri sıkmaya başladı beni Ali diyelim biz ona şu andan itibaren :D).. Ali’yle bi dertleri var adamların ama ne olduğu meçhul.. Ee yanında da tanıdığım en bahtsız insan olan bendeniz olunca bir anda kavganın ortasında buldum kendimi.. Ali korkak, saklanma derdine düşmüş, beni de elimden tutmuş sürüklüyor.. O sırada kim geliyor: tabiki Edis Hun.. Dan dun dalıyor adamlara.. Hepsi bi yumrukta yerde haliyle 😀 Ama adamlar öyle çok ki onun yumruklar, tekmeler yetişmiyor bir yerden sonra bize de dalaşıyor adamlar.. Ali hala korkak bir tavır içerisinde sanki kız o, hiç sevmem öle adamları ya erkekmisin bea sen!
Baktım Ali’de iş yok ben dalıyorum adamlara.. Zeyna gibi kızım mübarek.. Bakınız Zeyna:

(Yanına kendi resmimi koysaydım nasıl bir fark olduğunu görüp kırılırdınız gülmekten ama neyse :D)

Edis Hun’u bırak Cüneyt Arkın bile saygıyla izler bu sahneleri öyle 😛 Nasıl dövüyorum adamları ama ağız burun kalmıyor.. Nerdeyse ayaklarıma kapanıp yalvaracaklar “abla biz ettik sen etme” şeklinde.. Ama yok başladım artık dururmuyum? İçimdeki Bruce Lee’yi uyandırdılar bi kere.. Hepsini mezara göndermeden durmak yok 😛
İşte bu karelerde ben gerçek tekmeler atıyordum.. Yani gerçek bir sahneydi adeta.. İnşallah uyurken de attırmıyorumdur bacaklarımı yoksa ‘iki süper bir film birden’ olurdu.. Rüyada aksiyon, gerçekte komedi 😀
İşte böyle bir rüyaydı.. Oscarlık bir oyunculuk sergiledim kendimce ama ödül alabilmem için tanık gerekiyor di mi? Ee Edis’e sorun o zaman hehehe 😀 😀 😀
Bi de rica ediyorum “kıçın açıkta kalmış” şeklinde espriler yapmayalım 😛 Blog benim olduğundan, kendimle dalga geçirtmem acımam silerim 😀