Kör Nokta – The Blind Side..

Sandra Bullock’un yeni filmini izlediniz mi?
İzlemediyseniz kaçırdıklarınızı anlatmak için kelimeler yeterli olmayacak sanırım 😛
Ünlüler yaşlanmıyor bir kez daha gördük.. Sandra 46 yaşında ama yaşını göstermediği kesin.. Ve yine güzel bir filmle karşımızda.. Kör Nokta.. Evolution of a Game adlı romandan uyarlanmış bir film.. (Dikkat! filmi izlememiş olanların okuması için uygun değildir fazlasıyla spoiler içerir)

Sandra, Kör Nokta filminde yardımsever bir zengini canlandırıyor.. İyilikseverliği had safhada ama.. Hiç tanımadığı iri, zenci bir çocuğu evine alacak kadar.. Çünkü çocuk evsiz, kimsesiz.. İlk gece pek rahat uyumuyor tabi ev soyulacak korkusuyla ama sonrasında onu evlat edinecek kadar seviyor, benimsiyor..

Her istediğini elde edebilecek bir karaktere sahip bu filmde Sandra Bullock.. Hatta cadı denilebilir 🙂 Evlat edinmek için başvurduğu yerde kadının tepkisi bunu gayet güzel anlatıyor:
–Sandra: Vesayet başvurusu için geldim
–Kadın: Tanrı o çocuğa yardım etsin! 😀
Sistemi sorgulaması güzeldi ama.. Devlet dairelerinde sürekli gördüğümüz sahnelerden biriydi; sırada bi dolu insan bekler ama çalışanların umrunda değildir rahatça muhabbet ederler.. O bu durumda biçok insan gibi susmayıp lafı gediğine koyuyor:
“… bir saatten uzun zamandır burdayız ve ben etrafa baktığım zaman tek gördüğüm şey dalga geçen ve kahve içen insanlar bu yerin amiri kim?” Bu soruya verilen cvp Bush’un resmini göstermek olunca sadece orda bi duraklıyor ister istemez 😛 ve devam ediyor:
“Aaa şey ben olsam burayı iki günde düzene sokardım” 🙂
Başroldeki zenci çocuğu pek sevdiğimi söyleyemem.. Yanlış anlaşılmasın ırkçı falan değilim 😛 Sadece Will Smith gibi sevimli zencileri gördükten sonra bu biraz suratsız geldi.. Ezik bi tipi vardı zaten pek zeki de değildi.. (Ki öyle olsa belki zekasına hayran kalıp sevebilirdim) Filmin sonunda gerçek Michael’ı gösteriyorlar o bile daha hoştu..

Neyse başrol oyuncusundan kısaca bahsedecek olursak adı Michael.. Çoğu kişi ona Koca Mayk diyor ama o bu isimden hoşlanmıyor.. E ben de ondan hoşlanmadım o yüzden koca mayk diyebilirdim 😀 Ama kahretsin fazla iyi kalpliyim o yüzden diyemicem 😛
Michael koruma içgüdüsü çok gelişmiş olan bir çocuk.. Bu özelliğini futbolda kullanmaları güzeldi..
Filmin en izlenilesi yanı bu veled:

Adı Sj.. Film boyunca onu yeme arzusuyla savaşmak zorunda kaldım! Böle sevimli bi çocuk olabilir mi ya!? Sadece sevimli olduğunu sanmayın böyle söylüyorum diye akıllı da zehir gibi bi zekası var veledin her sözü bitirdi beni, tam bir şebek 🙂
Michael’la araba kazası geçirdiklerinde annesine masumca “Kan lekeleri tişörtümden çıkar mı?” demesiyle benden yükselen “aaayyyy” sesleri ve ardından “yerim ya ben seni” şeklinde cümleler kurulması kaçınılmazdı 😛
Tuohy ailesi beni evlat edinmek istese asla hayır demezdim.. Öyle otoriter bir anneye rağmen üstelik 😛 Michael’a hemen bir oda verdiler yeni eşyalar, yeni bir yatak.. Bir de araba aldılar ki bu bile yeterdi bana içinde yatardım 😀 Yılbaşı kartına bile eklendi hemen:

Akrabaların şaşkınlığı güzeldi.. “Noel kartında siyah bir çocuk olduğunu farkettiniz mi?” 😀
Ailenin diğer üyeleri de çok şirindi.. Baba Sean Tuohy sakin, tek amacı ailesini mutlu etmek olan bir adam.. Hiç bişeye hayır demiyor eşinin isteklerine özellikle.. Yani bizde light denen türden bir erkek 😛

Collins Tuohy filmdeki kızımız.. Öyle zengin bir kızdan bekleneceği gibi şımarık falan değil.. Tüm aile üyeleri gibi gayet sıcak, iyi kalpli..

Sonuçta temelinde iyi olan bir ailenin bu özelliğinin dışavurumuydu Michael.. Onu ailelerine kabul etmekteki büyüklükleri, ona karşı her zaman bu ailedenmiş-sonradan gelmemiş gibi davranmaları, kendileri gibi zengin ama burnu büyük dostlarının tepkilerini önemsememeleri hepsi çok güzeldi.. Verilmeye çalışılan tek bir düşünce yoktu, film alınacak derslerle doluydu.. Bunun komedi ve dramla işlenmesi, izlerken hiç sıkmaması filmin albenilerindendi..
Bu filmi herkese tavsiye edebilirim.. Aile filmi olduğundan sakıncalı sahneleri de yok dolayısıyla çoluk çocuk toplanıp izleyin gitsin.. Tavsiye işte dahası var mı? 😉
Ve filmin fragmanı:

Kara Büyü – korku mu komedi mi?


Açıkcası pek beğenmedim bu filmi.. Eğer korku filmi diye çekmişlerse acırım ancak ne diyim.. Oldukça vasattı..
“Los Angeles’ta hırslı bir bankacı olan Christine Brown (Alison Lohman) hem iş hem de özel yaşamında çok mutludur. Bir profesör olan erkek arkadaşı ile huzurlu bir hayat yaşayan Christine’ın rahatı gizemli bir banka müşterisi tarafından bozulur. Mrs. Ganush (Lorna Raver) isimli bu tuhaf yaşlı kadın, evi için girdiği borcun tarihini uzatmak için Christine’in yardımına başvurur. Ancak Christine patronunun gözüne girebilmek için, zor durumda olan kadını reddeder.
Hüsrana uğramış yaşlı kadının Christine için düşündüğü bir intikam planı vardır: Genç kadını en korkunç kara büyülerden biriyle lanetler. Christine’in hayatı peşine dolanmış kötü ruhla tam bir cehenneme dönecektir” şeklinde kısaca özetlemiş sinemalar.com bu filmi..
Üzerine eklenebilecek pek bişey yok bu kadarlık bir filmdi işte.. Ama tabiki söyleyeceklerim var..
Bi kere mide bulandıracak çok sahne vardı.. Kan kusmalar, kurt kusmalar(!), kedi kesmeler, pastadan böcek, kan çıkması fln filan.. iğrençti bazı sahneler hakkaten.. Büyüyü yapan kadın yani Bayan Ganush çok tiksinç bişeydi ama yakışmış rolüne yani..

Aslında her ne kadar böyle söylesem de Christine’e yalvarmak için yere çöktüğünde çok üzülmüştüm.. Yaşlılara kıyamıyorum hiç ya üzmesin kimse onları 😦
Ne olursa olsun o kızın yerinde olmak istemezdim tabi maruz kaldığı şeyler kötüydü hakkaten.. Mrs. Ganush nasıl güçlüydü ama ya hiç yaşlı demezsiniz hea süper babanne mübarek 🙂
Korku sahneleri biraz kısa tutulsaymış belki iyi bişeyler çıkabilirmiş ortaya uzayınca inanılırlığını kaybediyor..
Film için söyleyebileceğim pozitif bişeyler de var tabi.. Mesela diğer korku filmleri gibi sürekli karanlık bir ortam yoktu.. Ben çok sevmiyorum öyle karanlıkta geçen filmleri (seri filmlerini ayrı tutuyorum tabi bunu söylerken; yüzüklerin efendisine bayılırım o ayrı).. Olayların gerçekleşmesi için gece beklenmemiş genelde bi çok gerilim sahnesi gündüz çekilmiş..
Sonra kızın sevgilisi Clay Dalton (Justin Long) bir sevgili olarak hoştu.. Yani bazen sevgilisine hiç inanmasa, delirdiğini saçmaladığını düşünse de her zaman yanındaydı.. Bi sevgiliden başka ne istenir ki?

Bir çok kişi beğenmiş filmi hatta IMDB Puanı:7.1/10 (buna çok şaşırdım özellikle) ama nedense bana çok yapay geldi gerçekçi değildi korkunç hiç değildi.. Hea amaç ti’ye almaksa tamam olmuş o zaman 😛
Fikir edinmek isteyenler, merak edenler izlesin ama öyle döne döne tavsiye edebileceğim bir film değildi..
Fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz:

Baby and Me..

Filmin başrolünde Jun-su adında 19 yaşında zengin, hoş bir delükanlı var.. Evin tek çocuğu ve başı beladan pek kurtulmayan bi tip..
Ailesi ona ders vermek için bir video ve 100 dolar gibi bi para bırakıp ortadan kaybolur.. (bizimkiler de yapsa böle bişey süper olur hea) Jun-su bunu çok fazla önemsemez ve fırsattan istifade parti yapaym die düşünerek alışveriş yapmak için markete gider. Market arabasına arkasını döndüğü bir sırada olan olur ve döndüğünde bir bebek bulur alışveriş arabasında..
Bebeğin yanına bir de “bebeğin babası Jun-su’dur” şeklinde bir not bırakılmıştır bu yüzden polise de teslim edemez.. Bebekten kurtulma çabaları ters teper ve onunla yaşamaya alışmak, ona bakmak ve süt bulmak zorunda kalır.. İkisini de zor günler beklemektedir artık..

Bu karede çocuğun başına aldığı dert açık bi şekilde görünüyor.. (yazık ama ya canım canım) Ufaklığa ifrit oldum zaten ya car car ağladı film boyunca.. Ben diğer insanların aksine etrafa gülücükler saçan bebekleri seviyorum 😀

Heh böyle gül işte hep di mi ama 😉
Şaka bi yana film bebeğin ağlamalarına zırlamalarına, Jun-su’cuğumuzun çektiği dertlere acılara rağmen gayet hoş eğlenceli bir film.. Yani bu filmi izleyerek kazanacaklarınız; büyük bir keyif, film bittiğinde dahi suratınızda durmaya devam eden aptal bi gülümseme ve aşık olacağınız bir oppa daha.. Kaybedeceğiniz hımm.. Hiç bi şey yok bence 🙂

Bu resme bayılıyorum ya çok hoş..
Filmi burdan indirebilirsiniz..
iyi seyirler, iyi eğlenceler…