Kıro şarkılarla harcanan Kore Klipleri..

Kore filmlerine dizilerine hayranız bunu bilmeyen yoktur.. Ama bu adamlar klipleri bile film/dizi tadında yapıyolar onlar bile ayrı bir güzel oluyor.. Herkes bizim kadar şanslı değil.. Kore dünyasından haberleri yok, dizilerini izleyemiyorlar ama o güzelim Kore kliplerinin ardına eklenen kıro şarkılarla bu dünyadan az da olsa haberdar oluyorlar.. Tabi biz gerçeğinin ne kadar güzel olduğunu da bildiğimizden bu durumdan nefret ediyoruz..
Bu konu üzerine şurda bir sohbetimiz olmuştu Ser_min‘le.. Bir yazı yazalım demiştik ama ancak vakit oldu..
Karşılaştırmalı olarak bir kaç örnek vereceğim ki gördüklerinizden sonra kesinlikle bize hak vereceksiniz..
İşte bizimkilerin katkılarıyla iğrençleştirilmiş bir Kore klibi:

Bu kadarla kalsa iyi.. Bir de küfürlü altyazı yapmışlar kusmaya saniyeler kala bıraktım izlemeyi:

Bu da klibin aslı:

Bu güzelim klibi şarkıyı ne hale getirmişler.. Yazık valla.. Bir de herkes bunları izledikten sonra film veya dizi olduğunu zannediyorlar arıyorlar ama malesef bunlar sadece klip.. Bazıları için ben de çok istiyorum film/dizi olmasını ama…
Başka bir örnek daha:

Orijinaline bakın bir de:

Bu video görüntülerinin Green Rose’dan alındığını söylüyor herkes Green Rose’u izlemedim ama bildiğim kadarıyla Hyun Bin oynamıyor orda.. Bu konuda bir fikriniz varsa paylaşırsanız sevinirim..

Bir tane daha:

Klibin orjinali:

Bu da Lee Seung Gi’nin klibinin Türkçe şarkı eklenmiş hali:

Orijinal halini daha önce paylaşmıştım zaten:

Son olarak, Gaile (Serkan Ağar) Zeytin isimli Klip:

Klipteki görüntüler Alone in Love isimli Kore dizisinden alınmış..

Bir de üstüne bu klipleri ekleyenlerin çoğu Korelileri hiç tanımıyor ve her çekiğe yakıştırdıkları gibi “Japon” deyip geçiyorlar.. Zaten kliplerin isimlerine bakarak da görebilirsiniz bunu.. Japonun aşkı diye isim koymuşlar videoya yahu 😀
Ağlasam mı gülsem mi bilemiyorum bazen bu duruma.. Neyse halimize şükrederek bitiriyorum bu postu

Reklamlar

Tada Kimi wo Aishiteru – Heavenly Forest

Japon filmi izlemiyorum çok fazla.. Kore ve Hollywood’u tercih ediyorum genelde.. Hatta sıralama şöyle: Hollywood, Kore, Bollywood, Japonya.. Tabi bu film konusundaki bir sıralama.. Dizi dersek Kore hepsini sollar.. Saptım yine konudan 😛
Tada Kimi wo Aishiteru.. Bir Japon filmi.. Türkçe karşılığı Cennet Ormanı..

Film otobüste uyuklayan bir genç ve “çok yalan söylerdi” cümlesiyle başlıyor.. Ve o genç hatırlarken onunla beraber geçmişe gidiyoruz.. Üniversiteli bir gencin okulun bahçesinde oturduğunu görüyoruz.. Ardından ayağa kalkıyor, yürüyor ve bir yaya gecidinden geçebilmek için araçların durmasını bekleyen bir kız görüyor.. Kız tini mini bişey.. Ama üniversite öğrencisi o da.. Araçların durmayacağını, biraz aşağıda trafik ışıkları olduğunu ve ordan karşıya geçmesini söylüyor kıza.. Çocuğun adı Segawa Makoto.. Karşılaştığı kızın adı da Satonaka Shizuru.. (isimlerini hatırlamadım tabi ki tekrar baktım doğru aktarabilmek için :P) Segawa karnındaki -sürekli kaşınan- yaraya sürdüğü kremin kötü koktuğunu düşündüğünden asosyal bir hayat sürmüş bir genç.. Shizuru ise başlarda ‘sadece’ ‘büyüme hormonlarında yavaşlama” olduğunu öğrendiğimiz bir kız.. Aa bir de koku alma duyusunun normal insanlardan daha fazla olduğunu söylemişti.. Bunu duyan Segawa geriye çekildi tabi ilaç kompleksi yüzünden.. Shizuru’nun teklifiyle ikisi arkadaş oluyorlar.. Çünkü ikisinin de hiç arkadaşı yok henüz..

Segawa’nın bir hobisi var ki başlı başına filmi izleme sebebidir benim için.. Fotoğraf çekmek.. Ve bir yer var hayran olduğu kapısında ‘özel mülk’ yazan bir orman.. Beraber orayı keşfediyor, fotoğraflar çekiyorlar.. Segawa Shizuru’ya fotoğraf çekmeyi, onları banyo ettirmeyi falan öğretirken nasıl içim gitti nasıl 😦

Filmin her şeyini anlatmak istemiyorum.. Ufak bir bahsedeyim izleme sebebi olsun istiyorum.. Ben bu filmi bunu sevdim‘in blogunda görmüştüm uzun zaman önce.. Bir kısmını izlemiş bırakmışım (zeki ben) Ama neyse ki sık kullanılanlarıma kaydetmişim ve temizlik sırasında buldum izledim.. İyi ki izlemişim.. O kadar güzel bir filmdi ki başından sonuna kadar nerdeyse her şeyiyle seyirlikti..
Shizuru’nun Segawa’ya ilk görüşte aşık olması.. Yüce gönüllülükle ona “sevdiğim adama sevdiği kızı kendine aşık etmesi için yardım ediyorum” demesi.. Aynı zamanda kıskandığını gizlememesi.. Sadece donat bisküvi yemesi.. “Büyüyeceğim ve çok güzel bir kadın olacağım o zaman pişman olacaksın neden bu kızla çıkmadım diye” deyip durması.. O kendine has tavırları, şirinliği, pollyannalığı,…
Segawa’nın yandaki fabrikanın kokusundan olan şikayetleri üzerine alınması.. Yıllarca kokmayan bir ilacın tutsaklığını yaşaması.. Kalabalıktan, insanlarla konuşmaktan hoşlanmamasına rağmen Shizuru’yu ilk gördüğünde uyarmaktan çekinmemesi.. Kibarlığı, sürekli af diler hali.. İnsanların isteklerine yüz çevirememesi.. En bayıldığım kısım olan fotoğraf hobisi, kıza fotoğraf çekmeyi öğretmesi, hatta sonra kendisini geçeceği kaygısı,.. Dedim ya sırf bunun için bile izlenir..
Ve ikisinin de ilk öpücüğü:


Kızı ilk kez gözlüksüz görmüştü.. Suratındaki şok ifadesi görmeye değerdi.. Shizuru’nun sorusu; “içinde birazcık da olsa aşk var mıydı?” Kimbilir..
Segawa daha çok manzara fotoğrafları çekerken Shizuru portre seviyordu.. Çektiği resimleri görünce Segawa kıskanmıştı sanki biraz.. Yıllar sonra kız bi sergi açmıştı.. Çok güzeldi çektiği fotoğraflar..

Sergide Segawa’nın fotoğraflarından oluşan bir bölüm bile vardı.. Hepsi habersiz çekilmişti.. Hepsi birbirinden güzeldi.. İlk öpücüklerinin fotoğrafı da vardı tabi.. Yanında güzel bir notla:

Eğer anlatmak yetmez izlemeliyim ama inmesini de bekleyemem derseniz buyrun buradan online olarak izleyebilirsiniz 😉