After Life – Bu nasıl bir filmdi böyle (?)

Sabah sabah nerden buldum da izledim bu filmi yaw?

Bu sabah uyandım ve laptopu açıp kucağıma aldım geziniyordum öyle boş boş face, twitter, bloglar,.. falan.. Sonra bu filme rastladım.. Online izlemek pek huyum değildir normalde.. Ama bu online olarak duruyordu önümde ve adeta “beni izle” diyordu 😛 Tek videoydu bir kere, görüntü de acayip netti ve çok hızlı doluyordu.. Gördünüz mü işte “beni izle” diyor resmen 😀
Neyse dedim bir şans vereyim zaten yapacak daha iyi bir işim de yok falan.. Daha önce izlediğim hissine kapıldım sürekli filmi izlerken.. İzlemiş olabilirim belki çünkü her şey o kadar tanıdıktı ki.. Ama yine de merak etmeye devam ettiğime göre ya benzer bişey izledim daha önce, ya da deja vu bu dedim ve izlemeye devam ettim..
Değişik bir filmdi aslında.. Her şey çok açık değildi bir kere.. Her taşın altını tek tek kaldırıp kendi ipuçlarınızı bulmanız gerekiyordu sanki.. İzleyip bitirdikten sonra bile hala kafam karışık.. Ama işlenen konu ölüm ve hayat arasındaki o ince çizgi olunca tabi ki her şeyin net olmasını beklememek lazım..
Filmin konusunu anlatan bir yazı paylaşacağım şimdi.. Kendim anlatmaya kalksam bu kadar açıklayıcı olmaz.. Hatta filmi izleseniz bile bu kadar açıklayıcı olmaz 😛

“After Life, yaşamla ölüm arasında sıkışıp kalan bir kadının hikayesi.
Anna ismindeki bir kadın, geçirdiği araba kazasının ardından kendisini cenaze levazımcısı Eliot Deacon’ın yanında, bedeni cenaze için hazırlanırken bulur. Yaşadığını hisseden, etrafındakileri görebilen ve hareket edebilen Anna’nın hareketlerini görebilen, sesini duyabilen ve iddia ettiğine göre onu kurtarabilecek olan tek kişi Eliot Deacon’dır. Anna’nın erkek arkadaşı, cenaze yaklaştıkça Eliot’ın hareketlerinde gariplik sezmeye başlar. Cenazeye çok az zaman kalmıştır ve çabuk olunmazsa Anna diri diri gömülme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.”

Böyle söylendiğinde\bu tanıtımı okuduğunuzda her şey çok açıkmış gibi geliyor.. Ama filmin kendisi öyle değil bence.. Film boyunca “gerçekten öldü mü bu kadın, aslında düşünürsen ölümünü tam olarak görmedik bile, bu adam insanları diri diri gömüyor olabilir mi, kendince insanlara ömür biçip artık yaşamı haketmediklerine mi karar veriyor?” şeklinde binlerce soru dönüyor kafanızda.. (Bu son soru filmin Saw’ı hatırlattığını düşünmenizin de sebebi oluyor.. Evet biraz hatırlatıyordu..)
Hala kafamı kurcalıyor: eğer kadın arafta kalmışsa adam izin verse hayata dönebilir miydi tekrar? Çünkü sonuçta iki tarafa da uzaklığı eşit sayılabilir değil mi? Ölüme değil de yaşama doğru gitmesine izin verilse ne olurdu? Ve hala nefes alıyor olması, aynalara nefesinin buğusunun düşmesi birer işaret değil mi? Bu adam yani Eliot Deacon gerçekten toprağa giden bu yolda insanlara yardım mı ediyor, yoksa onları kendince cezalandırıyor, keyfi bir ölüm mü sunuyor? (evet yine saw :D)

Eliot Deacon söyle bana sen aslında kimsin?


Belki de kadının ölümü kabullenememesi ölümü kendimizi yakıştıramayışımızı gösteriyor.. Belki kadın gerçekten öldü ama öldüğünü kabul etmemesi yüzünden kendine acı çektiriyor ve Eliot onun acılarını dindirmeye çalışıyor..
Off o kadar çok soruyla bıraktı ki bu film beni! İzlediğime pişman falan değilim ama kim cevaplayacak bu soruları şimdi benim için?
Anna’nın annesinin duyarsızlığı Eliot’un sözlerini kanıtlar şekildeydi.. (“İnsanlar ölüleri unutur sen de onları unutmalısın.. Sen toprağın altındayken onlar eskisi gibi yiyip içecekler” bu tarz bişeydi işte) Kızını gördüğünde hiç gözyaşı dökmeden ve bir an bile onun için üzülmeden “bana kim bakacak şimdi?” demesi öldürdü beni.. Parçalamak istedim kadını.. Hayat devam ediyor tamam ama o senin kızın değil mi yanlış bilmiyoruz? Bir kez içi cız etmez mi insanın? Ben hiç tanımadığım bir cenazeye bile gözyaşı dökerim bea! Sen de insan mısın, hatta anne misin bir de?
(Fazla duygusala bağladım değil mi?)
Ama annesinin ardından sevgilisinin acısını görünce içiniz daha bir dağlanıyor.. Kendini suçlamaktan da vazgeçmedi.. Belki düşününce biraz onun suçu olabilir kaza ama tamamen kızın yanlış anlamasıydı her şey.. Nasıl ağladı kızın arkasından, nasıl çabaladı ölmediğini kanıtlamak, onu hayata döndürmek mutlu etmek için.. Ama kendi sonunu hazırlamaktan başka bir işe yaramadı malesef.. Bu çocuğa hep böyle roller veriyorlar.. Daha önce anlattığım kara büyü filminde de böyle bir rolü vardı.. Kız arkadaşının başı dertteydi yine ve yine böyle güzel bir şekilde seviyordu sevgilisini.. Hatta aynı şekilde yüzük elinde kalıyordu sanırım..

Nerden izleyebiliriz sorusuna cevap vereyim bir de: TIK TIK
Sonuç olarak değişik bir filmdi.. Biliyorum izlerseniz bişey kaybetmezsiniz.. Hatta izleseniz ve benim kafamdaki sorulardan en az birine bile cevap verseniz minnettar olurum 😉

Ve bu afişi beğendim:

Reklamlar

Kara Büyü – korku mu komedi mi?


Açıkcası pek beğenmedim bu filmi.. Eğer korku filmi diye çekmişlerse acırım ancak ne diyim.. Oldukça vasattı..
“Los Angeles’ta hırslı bir bankacı olan Christine Brown (Alison Lohman) hem iş hem de özel yaşamında çok mutludur. Bir profesör olan erkek arkadaşı ile huzurlu bir hayat yaşayan Christine’ın rahatı gizemli bir banka müşterisi tarafından bozulur. Mrs. Ganush (Lorna Raver) isimli bu tuhaf yaşlı kadın, evi için girdiği borcun tarihini uzatmak için Christine’in yardımına başvurur. Ancak Christine patronunun gözüne girebilmek için, zor durumda olan kadını reddeder.
Hüsrana uğramış yaşlı kadının Christine için düşündüğü bir intikam planı vardır: Genç kadını en korkunç kara büyülerden biriyle lanetler. Christine’in hayatı peşine dolanmış kötü ruhla tam bir cehenneme dönecektir” şeklinde kısaca özetlemiş sinemalar.com bu filmi..
Üzerine eklenebilecek pek bişey yok bu kadarlık bir filmdi işte.. Ama tabiki söyleyeceklerim var..
Bi kere mide bulandıracak çok sahne vardı.. Kan kusmalar, kurt kusmalar(!), kedi kesmeler, pastadan böcek, kan çıkması fln filan.. iğrençti bazı sahneler hakkaten.. Büyüyü yapan kadın yani Bayan Ganush çok tiksinç bişeydi ama yakışmış rolüne yani..

Aslında her ne kadar böyle söylesem de Christine’e yalvarmak için yere çöktüğünde çok üzülmüştüm.. Yaşlılara kıyamıyorum hiç ya üzmesin kimse onları 😦
Ne olursa olsun o kızın yerinde olmak istemezdim tabi maruz kaldığı şeyler kötüydü hakkaten.. Mrs. Ganush nasıl güçlüydü ama ya hiç yaşlı demezsiniz hea süper babanne mübarek 🙂
Korku sahneleri biraz kısa tutulsaymış belki iyi bişeyler çıkabilirmiş ortaya uzayınca inanılırlığını kaybediyor..
Film için söyleyebileceğim pozitif bişeyler de var tabi.. Mesela diğer korku filmleri gibi sürekli karanlık bir ortam yoktu.. Ben çok sevmiyorum öyle karanlıkta geçen filmleri (seri filmlerini ayrı tutuyorum tabi bunu söylerken; yüzüklerin efendisine bayılırım o ayrı).. Olayların gerçekleşmesi için gece beklenmemiş genelde bi çok gerilim sahnesi gündüz çekilmiş..
Sonra kızın sevgilisi Clay Dalton (Justin Long) bir sevgili olarak hoştu.. Yani bazen sevgilisine hiç inanmasa, delirdiğini saçmaladığını düşünse de her zaman yanındaydı.. Bi sevgiliden başka ne istenir ki?

Bir çok kişi beğenmiş filmi hatta IMDB Puanı:7.1/10 (buna çok şaşırdım özellikle) ama nedense bana çok yapay geldi gerçekçi değildi korkunç hiç değildi.. Hea amaç ti’ye almaksa tamam olmuş o zaman 😛
Fikir edinmek isteyenler, merak edenler izlesin ama öyle döne döne tavsiye edebileceğim bir film değildi..
Fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz: