hayalden gerçeğe..

Sevgili Astrea bana bir mim göndermiş.. 5 hayalimden bahsetmem istenmiş.. Bu da benim ilk mimimmiş.. (ne çok ‘m’ oldu mmmmm :)) Başlayalım.. Fighting!

Önem sırasına göre yazmadım.. Gerçekleşme sırası çok da önemli değil yeter ki gerçekleşsin.. (Amin :P)

  • Kendime ait bir evim olsun istiyorum..
  • Himono-onna gibi yaşayayım içinde.. Önünde bir arabam da olsun böyle en sevdiğimden.. Bir kütüphanem olsun şöyle kocaman.. Bir sinema odam olsun.. İçinde orjinal filmlerden oluşan kocaman bir dolap, siyah perdeler, duvara yansıtayım böyle “evde sinema keyfi” olsun tam.. Mutfağım abur cubur dolu olsun tabi kesin.. Bi sakin oturamam çünkü hiç.. İlla kalkıcam dolancam bişeyler atıştırcam dolabı açıp su şişemi kafama dikicem (suyum buzlu olmalı ama) çay demlicem ee tek gitmez yanına illa bişey isticem falan filan.. Müziği açarım bazen sonuna kadar, bağırarak eşlik ederim her sinirli, huzursuz günümde ohh.. Kitap okurken uyuyakalıp lambayı açık unuttum diye azar yemem.. Muhtemelen yatağım en az uyuduğum yer olur (bu çok değişmiş olmaz tabi o zaman şu anda da öyle)..

    eskişehir - trabzon (en çok görmek istediklerim)

  • Türkiye’yi batısından doğusuna kadar gezmek istiyorum..
  • Görmediğim hiç bir şehir kalmasın.. O şehirlerde görmeye değecek hiç bir ayrıntı atlanmasın.. O kadar çok gezeyim, içime öyle işlesin ki gördüklerim coğrafya dersini okuyarak değil gezerek öğreneyim 😉 Binmediğim taşıt, araç kalmasın.. Gideyim bir dağa tırmanayım, bir gölde yüzeyim, kayığa bineyim, sörf yapayım, paraşütle atlayayım,..

  • Profesyonel fotoğraf makinesi almalıyım..
  • Bunu kesin yapmalıyım.. Zaten para biriktiriyorum alacağım yakında.. Gördüğüm her kareyi kaydetmeliyim.. Her ayrıntıyı hafızaya almalıyım.. İlk sırada bahsettiğim evimin duvarlarını üstte bahsettiğim ve aşağıda bahsedeceğim gezilerin fotoğraflarıyla doldurayım.. Bazılarını büyük bir tablo halinde salonuma kondurayım.. Kendi fotoğraflarımı da çekeyim tabi sonra en beğendiğimi böyle kocaman yaptırayım siyah-beyaz olsun yatak odamın duvarını süsleyeyim onunla (hayranım ya kendime olmazsa olmaz bu :P)..

  • Yurt dışı seyahati \ Kore’yi görmeliyim öncelikle..
  • Göreceğim de sanırım yakın bir zamanda.. Aslında ilk yurt dışı seyahatim İngiltere falan da olabilirdi.. Ama böyle olmasından da şikayetçi değilim tabi.. Öyle her şeyi planlamak istemiyorum.. Biraz istiyorum aslında eksik bir şey kalmasın diye yazayım sayfalarca yapılacaklar listesi şeklinde ama o zaman yeterince heyecanlı olmaz gibi geliyor.. Her şeyi yapayım tamam onda bir değişiklik yok ama bir sırası olmasın sürpriz olsun o gün belli olsun.. Ertesi gün yapacağım şeyin heyecanı bugünün etkinliğine gölge düşürmesin.. Yarın ne olacağını bilmeden bugünün keyfini çıkarayım doya doya.. Ve tekrar evime döndüğümde “yapmadığım bir şey kaldı mı?” diye sorarsam kendime cevap bulamayayım.. Muhtemelen fotoğraf makinesini Kore’den alacağım.. Saniyede yüz fotoğraf çekeceğim (!) o zaman.. Bir böceği bile unutmayacağım yıllar sonra.. Çünkü o bir Kore böceği olacak ve ben onu çoktan bir karenin içine hapsetmiş olacağım.. Yok yok olmazsa olmaz bunlar.. Anlatırken bile heyecandan güm güm atan kalp atışlarımı duyabiliyorum.. 😛

    müzik-kitap-film aynı cafede 😉

  • Cafe sahibi olmak
  • Bu istek baya ilerisi için aslında.. Belki emekli olduğumda bile olabilir ama o kadar gecikmek istemiyorum.. Heyecanım geçmeden gerçekleşmeli ki keyif alabileyim.. Yoksa insanlarla uğraşmak çekilecek dert değil biliyorum.. Bu öylesine bir cafe olmayacak tabi ki.. Üç katlı düşünüyorum şimdilik.. Müzik, film ve kitap üçlüsü için birer kattan oluşacak.. Kafamda neredeyse her şey ayrıntılı olarak belirli sayılır.. Ama sermaye olmadan (ve tabi çevre) bir anlamı yok şimdilik planların..

    O kadar çok hayalim, yapmak istediğim şey var ki aralarından seçmek çok zor oldu.. Biraz ordan biraz burdan toparladım beş tane yazdım ama bununla bitmez tabi ki hayaller.. Zaten her yeni gün yeni bir tane bulmuyormuyuz? Dilerim hiçbirimizin istekleri hayal kırıklığı olarak yansımaz geleceğimize.. Hepsinin gerçek olmasını bekleyemesek de dilerim bizi mutlu etmeye yetecek kadarı gerçekleşir hayallerimizin.. Astrea‘ya teşekkür ediyorum bana hayallerimi gözden geçirme fırsatı verdiği için 🙂

    Sanırım sırada bu güzel mimi birilerine postalamak var 😛 kore delisi ve ninsan sizi seçtim.. (Kore delisi tatilde ama olsun dönünce yanıtlar artık ;))

    Kore’ye doğru ilk adım..

    Kore’ye gitme isteğimden her daim, her yerde bahsediyorum.. Ki benim gibi binlerce insan olduğunun da farkındayım.. Hepimize nasip olmayacak belki o toprakları görmek ama sanırım ben bu konuda şanslı tarafta olacağım 🙂
    Şu an bu yazıyı ayaklarım yere basmadan yazıyorum.. Dolayısıyla bir yanlışım olursa affedin 😉 Nasıl bir heyecan var üzerimde bilemezsiniz..
    Başlıkta Kore’ye doğru bir adım attığımı belirtmiş olsam da aslında daha kesin bişey yok.. Gideceğim kesin gibi bişey ama daha ne tarih belli, ne bilet alındı.. O zaman bunca heyecanın sebebi ne diye soruyorsunuz değil mi? İşte bu:

    pasaportum!.. oyy yerim yerim 🙂

    Daha bir saat falan oldu postacı bunu elime vereli.. Ağzım yeni yeni geliyor yerine kulaklarımın yanından.. Salak salak bakıp bakıp sırıtıyorum buna.. Allahım biletimi aldığımda ne yapacağım acaba? Kalpten gidermiyim ki? Olmaz gidemem.. Kore’yi görmeden ölemem tabi ki..
    Ölmeden önce yapılması gereken yüz şeyin ilk sıralarını oluşturur Kore benim gibiler için.. Benim gibiler? Kore severler canım işte..
    “Görmemişin bir pasaportu olmuş …” oldu tam hea
    Saçmalama moduna giriyorum iyice.. Çok uzatmadan kaçayım ben en iyisi.. Çarşıya falan gitmem gerekiyor ya şimdi düşünüyorum koşarak gidebilirmiyim bu heyecanla 😀

    Pasaport ilk adım gibi gelmeyebilir tabi herkese.. Çünkü sadece Kore için alınan, kullanılan birşey değildir tabi ki.. Ama benim için ilk adım sayılabilir çünkü pasaportu alma amacım/sebebim başlı başına Kore 😉

    Huzur ve Hüzün…


    Yorgunum bir süredir oldukça fazla.. ve yoğun..
    Ardarda sınavlarım vardı ve ne derler bilirsiniz:
    “en büyük yorgunluk beyin yorgunluğudur”…
    Dün son sınavıma girdim ve bir süre sınavsız geçicek günlerim.. Tabi hazırlığı var da sınavın kendisi yok (ne demekse bu)
    Kpss illeti var ilerde 😦 nese şimdilik bunu düşünmek istemiyorum..
    Gelecek sınavsız günlerin hayaliyle balkona oturdum bugün müziği de açtım ve rüzgara bıraktım bi süre kendimi..
    Rüzgarın saçlarımla birlikte kafamı-düşüncelerimi de dağıtmasına izin verdim.. O bir an gerçekten huzuru hissettim.. ‘yaşamak güzel’ bile dedim abartıp 😛
    Huzur tek başına gelmiyor ama nedense hiç.. Hüznü sürüklüyor ardı sıra her seferinde.. Bir de slow bir müzik varsa kulağında ikisini ayırt etmek imkansız oluyor..
    Sonra ‘yeter aylak aylak dolaştığın’ dedim ‘verimli birşeyler yap!’.. Ardından bir süredir okuyamadığım, bitiremediğim için içime dert olan yarım kitabımı aldım.. Olasılıksız-Adam Fawer..
    Bir kaç sayfa okudum okumadım annemin sesi geldi..
    Annelerin sesinin uyandırıcı/uyarıcı etkisi olduğunu düşünmüyormusunuz siz de? O nasıl bir ses anlamıyorum ki bazen hoplatır insanı ya yerinden, bazen gerçekten kulak tırmalar (duysa küser hea buna da, üzgünüm anne ama öyle)..
    Neyse bölündü işte yine huzur ayinim 😦
    Kitap da yine yarım kaldı.. Nerede o bir gecede bir kitap bitirdiğim günler? Hep bu Kore dizileri yüzünden.. Artık gecelerimi onları izlemeye ayırıyorum.. Bu arada Personal Taste’yi izliyorum.. Bir de çevirisi bitseydi..
    En yakın zamanda kitabımın da bitmesi dileklerimle yazımı bitiriyorum.. 😛

    Baby and Me..

    Filmin başrolünde Jun-su adında 19 yaşında zengin, hoş bir delükanlı var.. Evin tek çocuğu ve başı beladan pek kurtulmayan bi tip..
    Ailesi ona ders vermek için bir video ve 100 dolar gibi bi para bırakıp ortadan kaybolur.. (bizimkiler de yapsa böle bişey süper olur hea) Jun-su bunu çok fazla önemsemez ve fırsattan istifade parti yapaym die düşünerek alışveriş yapmak için markete gider. Market arabasına arkasını döndüğü bir sırada olan olur ve döndüğünde bir bebek bulur alışveriş arabasında..
    Bebeğin yanına bir de “bebeğin babası Jun-su’dur” şeklinde bir not bırakılmıştır bu yüzden polise de teslim edemez.. Bebekten kurtulma çabaları ters teper ve onunla yaşamaya alışmak, ona bakmak ve süt bulmak zorunda kalır.. İkisini de zor günler beklemektedir artık..

    Bu karede çocuğun başına aldığı dert açık bi şekilde görünüyor.. (yazık ama ya canım canım) Ufaklığa ifrit oldum zaten ya car car ağladı film boyunca.. Ben diğer insanların aksine etrafa gülücükler saçan bebekleri seviyorum 😀

    Heh böyle gül işte hep di mi ama 😉
    Şaka bi yana film bebeğin ağlamalarına zırlamalarına, Jun-su’cuğumuzun çektiği dertlere acılara rağmen gayet hoş eğlenceli bir film.. Yani bu filmi izleyerek kazanacaklarınız; büyük bir keyif, film bittiğinde dahi suratınızda durmaya devam eden aptal bi gülümseme ve aşık olacağınız bir oppa daha.. Kaybedeceğiniz hımm.. Hiç bi şey yok bence 🙂

    Bu resme bayılıyorum ya çok hoş..
    Filmi burdan indirebilirsiniz..
    iyi seyirler, iyi eğlenceler…