Gitti de kurtulduk – Bir Yılbaşı Yazısı^^

Arkandan konuşmak olacak ama; 2010, ben seni hiç sevmedim ki…

Yılbaşı yazısı yazamadım.. Çünkü kafamda büyüdü durdu yazacaklarım.. Biliyorum ki bol bol şikayet kusacaktım, imkansız bir dolu dilekte bulunacaktım, yazının sonu gelmeyecek uzadıkça uzayacaktı..
Ama kısa bişeyler karalamaya karar verdim yine de.. Hakkında çok iyi şeyler düşünmediğim geçen yılın yüzüne söyleyemediklerimi ardından da olsa söylemeliyim dedim..

İyi bir yıl olmadı 2010 benim için.. Tabi bu iyi hiç bişey olmadı demek değil..
Bir kaç iyi yönünden bahsetmek gerekirse:
_ En sevdiğim şehre, İstanbul’a iki kere gitme fırsatı buldum.. Üstelik biri doğum günü hediyesi olduğundan iki hafta kadar kalabildim.. Yılın en güzel zamanlarıydı kuşkusuz..
Neredeyse gezmediğim yer kalmadı.. Bunu sağlayan böcüke çok teşekkür ediyorum..
Mükemmel iki insanla tanıştım: La Fea, Nefertiti.. Ben onları çok sevdim umarım ben de onlarda iyi bir etki bırakmışımdır..
İstanbul’a ikinci gidişim son dakika golü gibi bişeydi.. Aniden oldu her şey.. Aynı hafta sınavım olduğu için çok kalamadım ve kötü hava şartları yüzünden İstanbul’a çoğunlukla buğulu camlar ardından bakmak zorunda kaldım..

_ 2010’un ilk yarısını dolduran muhasebe kursum.. İyi ki gitmişim iyi ki orda bulunmuşum diyorum şimdi ve eminim ilerde de aynı şekilde düşüneceğim.. Canımdan değerli arkadaşlarımı buldum orada çünkü.. Çiğköfte sevdasını paylaştık birlikte 🙂 Hala da paylaşıyoruz hatta iki hafta önce yine toplanıp bir çiğköfte partisi yaptık.. Onlarla her şey çok keyiflidir zaten o gün de çok güzeldi.. Her ne kadar sene başında yaptığımız Tartan Evi planını ısrarlarıma rağmen gerçekleştirememiş olsak da 2011 için umutluyum bu konuda 🙂

_ Üye olduğum bir kaç sitenin dışında bir foruma daha üye oldum ve bu kez film-dizi linkleri almak dışında nedense muhabbetlere de katıldım.. Şeytan dürttü heralde 😛 Böylece hayatıma mükemmel bir kaç insan daha kattım.. Etraftaki bencil insanların aksine inanılmaz doğal, samimi davranışlarıyla dost diyebileceğim kişiler oldular..

_ O yıl hayatıma girip sülük gibi yapışan kişiden nihayet yılın bitmesine bir kaç hafta kala kurtuldum.. Bu hem iyi hem kötü bir madde aslına bakarsan.. Hayatımda var oluşu kötüydü ama gitmesi güzel oldu.. Aslında daha düzgün çıkmasını dilerdim.. Değerini tamamen sıfırlayarak değil..

İyi şeyler bitmiş olabilir ya da hafızamda yer edecek kadar güzel şeyler yok 2010’a dair..
Unutmadan blogumu da bu yıl açmıştım.. İyi ki de açmışım.. Bir dolu güzel insanla tanıştım bu sayede.. Yan taraftaki liste blog listesi değil güzel insan listesi aslında 😉 Hayatımın değişim dönemleri olduğundan, sürekli sınavlarla, dertlerle boğuştuğumdan pek ilgilenemedim ama hep biliyordum ki en umutsuz anımda derdimi anlatabileceğim kendime ait bir mekanım vardı: Arwen’in Yeri 😀 (Bir gün bu isimle kahve açıcam sanırım :P)

Geçen yılın kötü zamanlarını maddeler şeklinde anlatmayacağım ki gözümde daha da büyümesinler..
Zaten bu günlük yazıları gibi oldu.. Kendimce geçen yılın muhasebesini yapıyorum ve ilginç bir şekilde iyi geliyor..
Şubat ayında girdiğim bir sınav vardı.. Başarısız olmuştum.. Ona çok üzüldüğümü hatırlıyorum..
Arkadaşlarımdan, çevremden, her şeyden uzaklaştığımı hissettiğim zamanlar oldu.. Kendimi soyutladığım zamanlar.. Anlatırken sevmediğim fakat yaşarken tuhaf bir biçimde hoşuma giden zamanlar.. Mazoşist bir yanım vardı hep biliyordum..
En sevdiğimden en çok çektiğim bir yıldı bu yıl.. Belki de ben en çok onun sözlerine, davranışlarına alındım bilmiyorum.. Sonuç olarak döktüğümüz on gözyaşından dokuzu en sevdiğimiz yüzünden oluyor..
Ama en çekilmezi yine son gelendi.. Aralık ayı korkunç bir aymış benim için hea yazarken farkediyorum desem inanır mısınız?
İnsanların değişmesinden, artık o tanıdığım kişi olmamasından çok korkuyormuşum bir kez daha gördüm.. Ve birinin değişimi gözüme öyle battı ki nerdeyse acıttı, yara yaptı diyebilirim..
Hayatınızdan hiç çıkarmak istemediğiniz ama çıkması gerektiğini bildiğiniz insanlar vardır.. Bu, kararsızlık yaratır, ikilemlerde bırakır sizi.. “En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir” sözünü sürekli kendime hatırlattığım halde uygulamayı beceremediğim karara varamadığım söyleyemediğim şeyler oldu..
En acı şekillerde öğrendim her şeyi bu yıl.. Alışma süreci yaşayamadım pek.. Şak diye yapıştırıldı bişeyler suratıma adeta.. Nerdeyse “değiş” demeye getirdi birileri..
Güzel günlerimi kötü noktaladım genelde.. Şanssızlığım başıma açtığı dertlerden sonra karşıma geçip kahkahayla gülmüş olabilir..
Fazla duygusaldım sanırım bu yıl.. Ve büyük acılar gülerek karşılanır misali çok da güldüm..

2010 yılı En Çok Üzüldüğüm – En Çok Güldüğüm yıldı…

2011 için umutluyum ama 🙂 Pollyanna’yı hep ezik bulmuşumdur her kötü şeyden iyi bi sonuç çıkarılır mı len hiç! Ama lanet olsun ki fazlaca alışkınım polyannalığa

Bolca dileğim var tabi ki yeni yıldan.. Öyle ayrıntılı anlatmıcam çünkü kesin bişeyleri unuturum eksik dua gibi olur..
Yeni yıl senden istediklerim upuzun bir liste.. Babanın (2010) borçlarını da sana yazdım ve bu defa tahsil etmeliyim 😀
Hayatımın düzene girmesini istiyorum.. Kalıcı, en azından uzun süreli bir düzen olsun bu lütfen.. Bu genel bir dua tabi.. İçinde neler var neler? Mutluluk, huzur, sağlık,.. Bunlar da konu başlıkları.. Altları doldurulacak yani 😀

Uzun lafın kısası: Allah bu yepyeni yılda hepimize gönlümüzden geçirdiklerimizi versin..

    Not: Resim ne şeker di mi 😀 Bayıldım ben.. Bunun üzerine bir dilek daha dilenir: Benim yaşlılığım da öle şeker olsun ve eşimle de böyle uyumlu bir çift olalım inşallah (amin)
Reklamlar

Blog kızları buluştu :)


Daha önce şurada İstanbul’da olduğumdan ve bloggerlarla tanışmak istediğimden bahsetmiştim.. Sağolsun Lafea ve Nefertiti bana hemen cevap verdiler..
Çabucak bi buluşma ayarladık.. Cumartesi günü görüşmeliydik çünkü nefertiti hafta içinde çalışıyor.. Onları bilemem ama ben heyecanla bekledim o günün gelmesini 😛 Ve geldi nihayet: 3 Temmuz 2010..
Saat 14’te Kadıköy İskelesinde olmak üzere sözleşmiştik.. Fakat lafea birazCIK gecikti 😦 O ara kafamdan binlerce düşünce geçti ekilmek de dahil olmak üzere 😛 Ama lafea suçunun farkında olmuş olacak ki sürekli arayarak beni sakinleştirmeye çalıştı.. Önce biraz sinirlenmiştim ama Lafea’yi görünce biraz yatıştı sinirim.. Normalde beklemekten nefret ederim (genelde bekleten ben olurum) fakat bundan daha fazla sinir olduğum şey hem gecikip hem de yüzsüz bir tavır takınanlardır.. Allah’a şükür lafea öyle değildi.. Gayet mahcup bir şekilde özür diledi ve sebeplerini anlattı.. Affetmemek mümkün değildi böyle sevimli bir insanı 🙂
Tabi tek bekleyen ben değildim.. Nefertiti de baya beklemiş ve sabrının sonlarına gelmişti.. Lafea beni onun sinirinden bahsederek öyle korkuttu ki benim gözümde nefertiti heybetli, ürkütücü bi şekilde canlandı.. Vapur ve tramvay yolculuklarının ardından Sultan Ahmet’e vardık.. İlk durağımız Seoul’du.. Lafea bulmakta biraz zorlanmış olsa da sonunda görebildim bu mekanı..
Kapıda meşhur Talat Bey‘le karşılaştık ve bize ‘arkadaşınız uzun zamandır bekliyor yukarıda’ şeklinde gereksiz bir bilgi verdi 😛 Biz koşar adım yukarıya çıktık.. Nefertiti’yi görebilmek için lafea’nin bakışlarını takip etmem gerekti çünkü kız görünmüyodu masanın ardından 😛 “Anaa nasıl abartılı canlandırmışım gözümde alakası yok” dedim 😀 Yok kardeşim yok bu boya o sinir fazla lafea benim gözümü korkutmak için söylemiş belli ki..
Nefertiti’yi görür görmez başını okşama isteği uyandı ben de öyle sevimli, gamzeli bişey bi görseniz 🙂 Hele o sesi yok mu bi de? Bu cüsseden bu ses çıkmaz hayatta dersiniz 🙂 Neyse bu kadar uğraştığım yeter kızla daha yeni arkadaş olduk devam etsin isterim sonsuza kadar, küstürmeyelim..
Ramen denemem başarısızlıkla sonuçlandı malesef 😦 Zorlasam yerdim biliyorum ama zorlamak istemedim çünkü Kore’ye gitme planım var sonuçta ve ben onların bir numaralı yemeklerinden soğumak, tiksinmek istemedim.. Yiyememem de en büyük payın restauranta girerken daha burnumu yıkayan o ağır kokunun etkisi olduğunu düşünüyorum hatta eminim.. Ama çok takıldım diyemeyeceğim, kızlar benden daha çok üzüldü 😛 Ben hala: “Önüme kadar ramen getirdiler de yemedim ben hıh” diyorum 😀

Seoul’dan çıktıktan sonra JinMi’ye uğradık ve orada bol bol resim çektim tabi.. Ortam çok güzeldi ve Seoul gibi ağır bi kokusu yoktu..
Orada Yeşim’le tanıştım.. Çok sevimli bir kızdı o da.. Kore hayranlarının hepsi böyle heralde.. Dizi ve filmlerin üzerimizde bıraktığı etkiden olsa gerek hepimiz neşeli, hoş insanlara dönüşmüşüz.. Kore’ye gitmek üzere o akşam uçağa bineceğini öğrendiğimde nasıl çatladığımı tahmin edersiniz heralde.. Üstelik bir iki hafta da değil tam üç ay kalacakmış! Üstelik daha 18 yaşındaymış! Dedim: “Nereye gidiyon bea otur yerinde ablaların gidemedi daha” 🙂 (elimi belime dayamadığımdan pek ciddiye almadı heralde sadece gülümsedi)

JinMi’den çektiğim fotoğraflardan bir kaçını paylaşmak istiyorum çok beğendim çünkü:

Ben her yerin fotoğraflarını çektiğime emin olduktan sonra ordan da çıktık ve patilerimizi Çiğdem Pastanesi’ne çevirdik.. Çilekli tartlarımızı yerken bol bol fotoğraf çektik ve muhabbet ettik.. (Tabi pastaların güzelliği bize önce herşeyi unutturduğundan yarım bir fotoğraf oldu idare edin 😛 )

Aa unutmadan nefertiti bana yürürken bi küpe seç alıyım dedi ve ben çocuk gibi sevindim hemen seçtim bi tane.. İşte arwenin zevki ve nefertitinin parasının güzel bileşimi: 😛

Yürüyerek, bitmek ve doymak bilmeyen sohbetimize devam ederek eminönüne indik.. Lafea ve ben aynı yakada olduğumuzdan Nefertiti bizi vapura uğurladı.. Lafea ile de iskelede ayrıldık..
Her şeyiyle çok güzel bir gündü.. İyi ki tanımışım sizleri.. Umarım siz de benim kadar memnun olmuşsunuzdur bu buluşmadan.. Öpüyorum kocaman ikinizi de.. 😉

Not: Kızlar çok acı dikkat et derken ben rameni hiç acı bulmadım.. Bunda çiğ köftenin en sevdiğim yiyeceklerden biri olmasının etkisi olabilir 🙂 Lafea’nin de dediği gibi “sizin bu acı dediğinizi ben çayıma şeker diye katarım”

La fea’nin gün hakkındaki yazısını okumak için tıklayınız