Aşçı Olmak Varmış..

Konu başlıklarım gittikçe felaket bir hal almaya başladı.. Bunu yazmadan önce şunu bile denedim: aşçı olmalıymışım pehh 😛
Neyse konumuza gelelim.. Normalde televizyon izleme fırsatım olmuyor ama dün tam odama geçip kendime bir film açmayı planlarken bir bakayım dedim tv.de ne varmış? Önce kelime oyununa takıldım biraz reklam çıkınca kanalları gezerken Yemekteyiz programını gördüm.. Showtv’de yayınlanan Yemekteyiz programında bu hafta şefler yarışıyormuş.. Şeflere karşı bir sempatim var uzun zamandır acayip özeniyorum bunu da görünce ayrılamadım başından..

İzlediğim bölüm ikinci günüymüş ve Ceyda yarışıyordu.. O kadar keyif aldım ki izlerken gece gece nasıl gülüyorum ama görmeliydiniz 🙂 Showturk’de izliyordum ondan saat 1 falandı sanırım.. Ev ahalisi erkenden uyudu her zamanki gibi yalnız gececiydim zaten..
Şefler zaten çok şirindi bir de birbirlerine karşı davranışları, samimiyetleri o kadar hoştu ki tühh dedim şef olmalıymışız..
Yemekteyiz’i ilk çıktığı zamanlarda biraz izliyordum ama sonraları sırf kavgadan, hakaretlerden oluşmaya başladı.. İzlenir bir hali kalmadı.. Herkes parayı kazanmak, bilgili görünmek için tartışmaya giriyor karşıdakinin hakkında atıp tutuyor ve beğendiği halde beğenmedim diyordu..
Ama bu bölüm çok hoştu gerçekten.. Hani şu tribünlere oynamak meselesi var ya bunu yapanlar anlaşılıyor hemen fakat şeflerin samimiyeti gözle görülür şekildeydi..
Bu gece yine denk getirebilirsem üçüncü akşamı izleyeceğim..

Şeflere olan hastalığım yine Kore’ye bağlanıyor bir yerde.. Hiç şaşırmadınız di mi? 🙂
Pasta ve My Name İs Kim Sam Soon buna sebep diziler.. Ahh kalleşler nasıl içim gitti izlerken ayıp yahu! Bu kadar güzel gösterilir mi aşçılık/şeflik? Bana yapılır mı bu!? Bir de izlerken her şeyi nasıl da canımız çekmişti yaw

İki diziyi de sevmiştim ama Pasta’nın yeri biraz daha ayrıdır.. Nerdeyse en sevdiğim ikinci – üçüncü dizi falan olacak.. O kadar çok sevmiştim işte.. Pasta dizisindeki Şef hala favorimdir şefler arasında:

Bağırmak bu kadar mı yakışır bir adama yahuu! Böyle şefim olsun da beni her gün azarlasın gık demem (mesela yani) Dilimize takılan “yee şepp” repliği de bu diziden.. İzlediğim sıralar evde sürekli bunu deyip duruyordum bizimkiler şaşkın şaşkın bakıyor her zamanki gibi..
Her diziden bişeyler kapıp evin içinde onları tekrarlayarak dolaşırsan olacağı bu.. Gumiho’yu izlerken “hoi hoi” “nomu nomu” “cakciki” takılmıştı aynı şekilde 😀 Çoğu dizide olan “pabu ya” hep dilimde zaten.. “Miçosso” deyip duruyorum bir de arada.. Daha çok var tabi ancak aklıma gelenler bu kadar yeter yahu daha ne olsun

Neyle başlayıp nerelere geldim yine.. Konu saptırmakta üzerimize yok zaten maşallah.. Nette bir konu hakkında bişeyler araştırıyorum bir süredir, konu başlığı açılmış ama altındaki muhabbetlere baksan yüz cevaptan ancak onu konuya ait.. Rahatlığımızdan mı, aptallığımızdan mı bilemiyorum ki bir türlü..
Onlar gibi olmadan konuyu kapatıyor hepinizi sevgiyle kucaklıyorum

    Bir de nereye aşçı falan oluyorsun, uçuyorsun arwen bilmiyorum ki.. Sanki evde yemek yapa yapa öldün.. Türk yemeklerini hatim ettin ya Allah bilir İtalyan mutfağı da öğrenmek istiyorsundur sen şimdi (valla istiyorum yalan yok) Ha maşallah yavaş gel!
    Yalnız şef olacak olsam ya makarna şefi ya da pasta şefi olmak isterdim hea.. Dizilerden fazla etkilendiğim düşünülebilir tabi illaki etkisi vardır fakat ilk sebebim benim bunları seviyor olmamdır.. İtalyan mutfağını da pizza için istiyorum hatta 🙂 Bayılırım pizzaya^^

Reklamlar

Blog kızları buluştu :)


Daha önce şurada İstanbul’da olduğumdan ve bloggerlarla tanışmak istediğimden bahsetmiştim.. Sağolsun Lafea ve Nefertiti bana hemen cevap verdiler..
Çabucak bi buluşma ayarladık.. Cumartesi günü görüşmeliydik çünkü nefertiti hafta içinde çalışıyor.. Onları bilemem ama ben heyecanla bekledim o günün gelmesini 😛 Ve geldi nihayet: 3 Temmuz 2010..
Saat 14’te Kadıköy İskelesinde olmak üzere sözleşmiştik.. Fakat lafea birazCIK gecikti 😦 O ara kafamdan binlerce düşünce geçti ekilmek de dahil olmak üzere 😛 Ama lafea suçunun farkında olmuş olacak ki sürekli arayarak beni sakinleştirmeye çalıştı.. Önce biraz sinirlenmiştim ama Lafea’yi görünce biraz yatıştı sinirim.. Normalde beklemekten nefret ederim (genelde bekleten ben olurum) fakat bundan daha fazla sinir olduğum şey hem gecikip hem de yüzsüz bir tavır takınanlardır.. Allah’a şükür lafea öyle değildi.. Gayet mahcup bir şekilde özür diledi ve sebeplerini anlattı.. Affetmemek mümkün değildi böyle sevimli bir insanı 🙂
Tabi tek bekleyen ben değildim.. Nefertiti de baya beklemiş ve sabrının sonlarına gelmişti.. Lafea beni onun sinirinden bahsederek öyle korkuttu ki benim gözümde nefertiti heybetli, ürkütücü bi şekilde canlandı.. Vapur ve tramvay yolculuklarının ardından Sultan Ahmet’e vardık.. İlk durağımız Seoul’du.. Lafea bulmakta biraz zorlanmış olsa da sonunda görebildim bu mekanı..
Kapıda meşhur Talat Bey‘le karşılaştık ve bize ‘arkadaşınız uzun zamandır bekliyor yukarıda’ şeklinde gereksiz bir bilgi verdi 😛 Biz koşar adım yukarıya çıktık.. Nefertiti’yi görebilmek için lafea’nin bakışlarını takip etmem gerekti çünkü kız görünmüyodu masanın ardından 😛 “Anaa nasıl abartılı canlandırmışım gözümde alakası yok” dedim 😀 Yok kardeşim yok bu boya o sinir fazla lafea benim gözümü korkutmak için söylemiş belli ki..
Nefertiti’yi görür görmez başını okşama isteği uyandı ben de öyle sevimli, gamzeli bişey bi görseniz 🙂 Hele o sesi yok mu bi de? Bu cüsseden bu ses çıkmaz hayatta dersiniz 🙂 Neyse bu kadar uğraştığım yeter kızla daha yeni arkadaş olduk devam etsin isterim sonsuza kadar, küstürmeyelim..
Ramen denemem başarısızlıkla sonuçlandı malesef 😦 Zorlasam yerdim biliyorum ama zorlamak istemedim çünkü Kore’ye gitme planım var sonuçta ve ben onların bir numaralı yemeklerinden soğumak, tiksinmek istemedim.. Yiyememem de en büyük payın restauranta girerken daha burnumu yıkayan o ağır kokunun etkisi olduğunu düşünüyorum hatta eminim.. Ama çok takıldım diyemeyeceğim, kızlar benden daha çok üzüldü 😛 Ben hala: “Önüme kadar ramen getirdiler de yemedim ben hıh” diyorum 😀

Seoul’dan çıktıktan sonra JinMi’ye uğradık ve orada bol bol resim çektim tabi.. Ortam çok güzeldi ve Seoul gibi ağır bi kokusu yoktu..
Orada Yeşim’le tanıştım.. Çok sevimli bir kızdı o da.. Kore hayranlarının hepsi böyle heralde.. Dizi ve filmlerin üzerimizde bıraktığı etkiden olsa gerek hepimiz neşeli, hoş insanlara dönüşmüşüz.. Kore’ye gitmek üzere o akşam uçağa bineceğini öğrendiğimde nasıl çatladığımı tahmin edersiniz heralde.. Üstelik bir iki hafta da değil tam üç ay kalacakmış! Üstelik daha 18 yaşındaymış! Dedim: “Nereye gidiyon bea otur yerinde ablaların gidemedi daha” 🙂 (elimi belime dayamadığımdan pek ciddiye almadı heralde sadece gülümsedi)

JinMi’den çektiğim fotoğraflardan bir kaçını paylaşmak istiyorum çok beğendim çünkü:

Ben her yerin fotoğraflarını çektiğime emin olduktan sonra ordan da çıktık ve patilerimizi Çiğdem Pastanesi’ne çevirdik.. Çilekli tartlarımızı yerken bol bol fotoğraf çektik ve muhabbet ettik.. (Tabi pastaların güzelliği bize önce herşeyi unutturduğundan yarım bir fotoğraf oldu idare edin 😛 )

Aa unutmadan nefertiti bana yürürken bi küpe seç alıyım dedi ve ben çocuk gibi sevindim hemen seçtim bi tane.. İşte arwenin zevki ve nefertitinin parasının güzel bileşimi: 😛

Yürüyerek, bitmek ve doymak bilmeyen sohbetimize devam ederek eminönüne indik.. Lafea ve ben aynı yakada olduğumuzdan Nefertiti bizi vapura uğurladı.. Lafea ile de iskelede ayrıldık..
Her şeyiyle çok güzel bir gündü.. İyi ki tanımışım sizleri.. Umarım siz de benim kadar memnun olmuşsunuzdur bu buluşmadan.. Öpüyorum kocaman ikinizi de.. 😉

Not: Kızlar çok acı dikkat et derken ben rameni hiç acı bulmadım.. Bunda çiğ köftenin en sevdiğim yiyeceklerden biri olmasının etkisi olabilir 🙂 Lafea’nin de dediği gibi “sizin bu acı dediğinizi ben çayıma şeker diye katarım”

La fea’nin gün hakkındaki yazısını okumak için tıklayınız