Yüzleşme – Juliette Fay

Yoğun zorlu günler geçiriyorum ve huzur bulduğum çok az şeyden biri kitap okumak.. Bazen işten eve gelir gelmez üzerimi bile değiştirmeden kitabıma uzanıp bir kaç sayfa okuyorum.. 

Bir kaç haftadır işlerin yoğunluğu yüzünden bolca mesaiye kaldığımdan eve geç bir saatte ve tükenmiş olarak geliyorum.. Ve omuz ağrılarım bazen beni uykumdan edecek kadar şiddetli hale geliyorlar..

Neyse şu sıra okuduğum kitaptan bahsedeyim biraz.. 

Yüzleşme – Juliette Fay

Görsel


Bir kadının kendini bulma yolundaki zorlu
öğrenme süreci

Dana Stellgarten’ın boşanmasının üzerinden bir yıl geçmiş ve işler
gittikçe zorlaşmıştır. Yedi yaşındaki oğlu, babasının yokluğuyla öfkeli ve
huysuz bir çocuğa dönüşmüştür. Kızı Morgan’ın daha on iki yaşında
olmasına rağmen bulimik olduğunu öğrenmiş ve popüler kızlarla
arkadaşlık kurmaya çabalarken çok baskı altına girdiğini fark etmiştir. 
Yeğeni Alder; on altı yaş sorunlarıyla hayatlarının ortasına tam
manasıyla dalmıştır ve onlarla kalmak istemektedir. Genç kızlığa yeni
adım atan Alder, eskiden olduğu gibi mutlu ve neşeli değildir. 
Diş doktorunun ofisinde beklenmedik arkadaşlıklar kuran Dana, 
kadim dostunu kaybeder; hatta ilginç ve farklı olduğunu
düşündüğü bir adamla çıkmaya başlar.

Bütün bu inişli çıkışlı sürecin yanı sıra, eski kocası iş yerinde yaşadığı 
sıkıntılar yüzünden, ödediği çocuk nafakasını azaltmak durumunda 
kalır. Yaşamının büyük bir kısmında çoğu kabahati hoşgörüyle 
görmezden gelen Dana, bekar bir annenin anlayışla birlikte keskin bir 
sorumluluk duygusuna sahip olması gerektiğini de öğrenmiştir artık. 
Ailenin anlamına, büyüyüp olgunlaşmada çocuk, genç ya da orta yaşlı 
bir anne olmanın ne kadar önemsiz olduğuna dair 
enfes ve düşündürücü bir hikaye…

≈≈

“Kesinlikle okunmaya değer bir kitap. İnsan, yaşananları çok kolay 
bir şekilde kendisiyle ilişkilendirebiliyor.”

Kelly Corrigan

“Sürükleyici, dokunaklı ve son derece tatmin edici. Hayatın gerçekleri
her sayfada parıldıyor. Öğle yemeğinde Juliette Fay’in masasında 
oturabilmek için ortaokula geri dönmek istedim neredeyse!” 

Beth Harbison

 

Kitabın arkasında yazanlar böyle..  

Bu kitabı alma hikayem ise şöyle: Kadıköy’de “Kitap Fuarı” adında bir kitapçı var.. Bir akşam üniversiteden bir arkadaşımla buluşmak üzere sözleşmiştik.. Karşıdan geldiği için biraz gecikeceğini haber verdi.. Ben de fırsattan istifade kardeşimin istediği kitabı almak için o kitapçıya gideyim diye düşündüm.. Sonra uzun zamandır kendime yeni bir kitap alamadığımdan kitapları incelemeye başladım.. Aslında almayı düşündüğüm kitaplar olurdu aklımda fakat fazlaca unutkan olduğumdan o an aklıma hiç biri gelmedi ben de sadece arkalarını falan okuyarak bir kitap seçmeye çalıştım kendime.. Ve yukarıda yazanlarla birlikte kitabın sıradanlığı ilgimi çektiğinden bunu seçtim.. 

Kitap seçerken dikkat ettiğim çok saçma bir şey daha var: Sayfa sayısı.. Bir kitap inceyse dönüp bakmam bile genelde.. Kalın kitaplara da ilgimi çekmeyecek bir konuya sahip olsalar bile özel bir alaka gösterir incelerim falan.. Vallahi şaka yapmıyorum ve mantıksız olduğunun da farkındayım :)

Bunun bir sebebi, kendimce bir açıklaması var elbette.. Okuduğum her kitaba okuduğum süre içerisinde o kadar bağlanıyorum ki bitmesinden korkup duruyorum.. Çünkü biliyorum ki bittiğinde yakın bir dostumu kaybetmiş gibi hissedeceğim.. Hani bir süredir her şeyini paylaştığın, tüm hayatını bildiğin bir insanın hayatından öylece çıkıp gidermiş gibi.. 

Neyse kitaba dönelim ve içinden seçtiğim bir kaç yeri paylaşayım..

“Dana rimelini kontrol etti ve ergenliğinden bu yana belki milyonuncu kez yaptığı gibi eğer gözlerinin belli belirsiz bir 
ela değil de daha gerçek bir rengi olsaydı – şöyle kusursuz bir kahverengi, yeşil veya mavi – belki o zaman onda yanlış olan 
şeyleri başka bir tarafa yönlendirebileceğini düşündü yine.. Burnu düzgün, cildi parlaktı. Yine de gözlerinin bu renksizliğini, 
saçlarının cansızlığını ve artık hiç de genç olmayan bu görünümünü bir türlü bağışlayamıyordu.”

 

Kızının huzursuzluğunun ardından gece yatmadan önce ona küçükken yanından ayırmadığı bir kitabından bahsederek onu huzurlu bir uykuya bıraktığında şöyle düşünmüştü:

“Bir kitabın hatırası.. Avunmak için sadece böyle bir şeye gerek duysaydık, hayat çok daha kolay olmaz mıydı?”

 

Kimseyle derdini paylaşmayan ama açıkça içinde fırtınalar koptuğu belli olan Alder’ın kimseye bundan söz etmek istememesinin sebebi:

“Çünkü kelimeler aptalcadır. Küçük çocukların buzdolabının üstüne yapıştırdıkları plastik magnetlere benzerler. 
Eğer bunu hecelere dökersem, plastiklerle heceleyemediğim bir şey söylemeye çalışıyormuşum gibi olur.” ardından ekliyor “Fakat 
sanırım bir şey söylememek de pek işe yaramıyordu.”

 

En çok eğlendiğim hatta sesli güldüğüm kısımlardan biri de Dana’nın kardeşi Connie’ye oğlunun basketbol idmanında tanıştığı adamın onun telefonuna bıraktığı mesajı dinlemesinin ardından sorduğu, “Ne yapmalıyım?” sorusuna karşılık Connie’nin verdiği cevaptı: “Kimin umrunda? Ara ya da arama. Ne fark eder?” :)

Dana: “Hiç yardımcı olmuyorsun, biliyorsun değil mi?” demişti. 

Ve bunu takip eden diyalogları..

Bunları okuyunca “Ne salak kız bunda gülünecek ne var!” diyebilirsiniz.. Sanırım bu kitabın içinde kaybolmakla ilgili bir şey.. Connie’nin karakterini bilmek ve ilişkilerinin nasıl olduğu hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor.. Ve tabi kendinizle özdeşleştirebilmeniz için kardeşleriniz, benzer ilişkileriniz… 

Kitapların sığınaklığı çok güzel bir şey.. Gerçek hayattan kaçırabiliyorlar sizi çoğu zaman.. Bir yolculuk için vaktiniz veya paranız olmayabilir.. Her şeyi bırakıp gidemeyebilirsiniz.. Ama elinize sizi sarıp sarmalayacak bir kitap aldığınızda kendi hayatınızdaki olaylardan, insanlardan kaçıp saklanabiliyorsunuz.. Bu biraz sayfalara can vermek, onları gerçeğe dönüştürmek gibi.. 

Ve ben yine bir kitabın sonuna gelerek bir dost kaybetmiş hissettim.. Ama hala hafızamda taze olan diyaloglarıyla beni zaman zaman gülümsetebiliyor ve sanırım bir kitaptan daha fazlasını beklemek haksızlık olurdu.. 

Huzurlu Günler Dilerim.. 

Reklamlar