3D’li rüya

Bu aralar sık sık karşımıza çıkan bir terim: 3D yani 3 boyutlu filmler.. Bana izlemek nasip olmadı daha ama bir çoğunuz izlemiştir heralde..
Hal böyle olunca sanırım ‘Yukarıdaki’ acımış olcak ki bana özel bir gösterim ayarlamış 🙂 Üç boyutlu bir rüya gördüm..

Yabancı bir film veya animasyon değildi eski Türk filmlerinden kareler vardı ama olsun yetinmeyi bilmek lazım di mi? 😛
Türkan Şoray, Edis Hun falan vardı başrollerde.. Rüya benim rüyam olduğundan kendime kıyak geçmişim anlaşılan ki Türkan Şoray rolünde ben vardım 😀 İki erkek benim için adeta yarışıyordu.. “Bugün eve sen bırak yarın ben”, “Hastalanmış ilacını ben yapayım, olmaz ben ilgileneceğim” 😀 falan filan bi dünya laf dönüyordu ortalıkta ama lütfen rüya bu en nihayetinde hepsini hatırlamamı beklemeyin..
Sonra bol aksiyonlu bir sahne geldi ki beni rüyamın 3Dli olduğuna inandıran asıl kısım oydu.. İkinci adam pek aktif biri değildi.. Edis Hun döktürüyodu yine.. Bir grup adam tarafından saldırıya uğruyoruz.. Yanımda ikinci adam var (o da normalde filmlerden tanıdığımız biri ama kim olduğunu çıkaramadım uyanınca demekki aklımda çok yer etmemiş).. Bu saldırının sebebi de ikinci adam zaten (ikinci adam tabiri sıkmaya başladı beni Ali diyelim biz ona şu andan itibaren :D).. Ali’yle bi dertleri var adamların ama ne olduğu meçhul.. Ee yanında da tanıdığım en bahtsız insan olan bendeniz olunca bir anda kavganın ortasında buldum kendimi.. Ali korkak, saklanma derdine düşmüş, beni de elimden tutmuş sürüklüyor.. O sırada kim geliyor: tabiki Edis Hun.. Dan dun dalıyor adamlara.. Hepsi bi yumrukta yerde haliyle 😀 Ama adamlar öyle çok ki onun yumruklar, tekmeler yetişmiyor bir yerden sonra bize de dalaşıyor adamlar.. Ali hala korkak bir tavır içerisinde sanki kız o, hiç sevmem öle adamları ya erkekmisin bea sen!
Baktım Ali’de iş yok ben dalıyorum adamlara.. Zeyna gibi kızım mübarek.. Bakınız Zeyna:

(Yanına kendi resmimi koysaydım nasıl bir fark olduğunu görüp kırılırdınız gülmekten ama neyse :D)

Edis Hun’u bırak Cüneyt Arkın bile saygıyla izler bu sahneleri öyle 😛 Nasıl dövüyorum adamları ama ağız burun kalmıyor.. Nerdeyse ayaklarıma kapanıp yalvaracaklar “abla biz ettik sen etme” şeklinde.. Ama yok başladım artık dururmuyum? İçimdeki Bruce Lee’yi uyandırdılar bi kere.. Hepsini mezara göndermeden durmak yok 😛
İşte bu karelerde ben gerçek tekmeler atıyordum.. Yani gerçek bir sahneydi adeta.. İnşallah uyurken de attırmıyorumdur bacaklarımı yoksa ‘iki süper bir film birden’ olurdu.. Rüyada aksiyon, gerçekte komedi 😀
İşte böyle bir rüyaydı.. Oscarlık bir oyunculuk sergiledim kendimce ama ödül alabilmem için tanık gerekiyor di mi? Ee Edis’e sorun o zaman hehehe 😀 😀 😀
Bi de rica ediyorum “kıçın açıkta kalmış” şeklinde espriler yapmayalım 😛 Blog benim olduğundan, kendimle dalga geçirtmem acımam silerim 😀

Doğum günüM..


Geçtiğimiz hafta çarşamba yani 30 haziran 2010 benim doğum günümdü..
Doğum haftası olarak kutladığımdan ve İstanbul’da bol bol gezdiğimden yazmaya ancak vakit bulabildim bravo bana 😛
Güzel bir hafta geçirdim ‘böcüküm’ sayesinde.. Ve en bomba hediye de ondan geldi söylemeden geçemicem: Dvd player almış bana! Nasıl sevindim nasıl? Burdan da tekrar teşekkür ediyorum ve kocaman öpüyorum böcüküm bitanesin sen.. Bulunduğum yerde deneme fırsatım yoktu ama fotoğrafını çektim hemen kutusuyla falan görgüsüzce 😛

Bu arada yengeç burcuyum evet.. Bilin bakalım başka kimler yengeç burcu? Başta Gong’um!! 10 Temmuz doğumlu o da yerim yerim 🙂 Onun dışında bildiğim kadarıyla Sezen Aksu, Türkan Şoray gibi hatunlar da yengeç burcu ki bayılırım ikisine de..

Evime dün gelebildim daha.. Temizlikti, misafirdi boğuldum yine gelir gelmez.. Hep tatil olsa hep doğum günü falan olsa ya ne bu! Hele bi de böyle bi haftanın üzerine hiç çekilmiyor ev hali..
Neyse İstanbul’da gezmedik yer bırakmadım nerdeyse ve almadık bişey de tabi 😀 Onları da en yakın zamanda fotoğraflarla anlatacağım inşallah.. Zaten bilgisayara atınca fotoğrafları farkettim ki hep manzara çekmişim.. Kendimden bile fazla üstelik.. Değişiyormuyum nedir? Kendimden fazla kimseyi çekmem ben genelde öyle de bencilim 😛 Ama yine de sevin beni 😀 😀

Balıkçı Güzeli _ Sevemedim Karagözlüm..


Sen nasıl güzel bir şeysin..
Nasıl içten, nasıl samimisin..
Yüzlerce film de izlesem hangi film seni geçebilir?
Hangi yönetmen senin gibisini çekebilir?
Hangi senarist böylesine güzel bir senaryo yazabilir?

Anlaşıldığı üzre bu filme hayranım.. 🙂 Türkan Şoray ve Kadir İnanır ikilemesine, onların çift olduğu filmlerin çoğuna olduğu gibi.. Ama bunun yeri apayrı..
Sayamam kaç defa izlediğimi mümkün değil.. Anlatamam ne kadar çok aradığımı zamanında.. Her dükkana sorduğum sevemedim karagözlüm, selvi boylum al yazmalım, devlerin aşkı üçlemesinin ilki.. Niye bu kadar çok seviyorum peki bu filmi? Anlatmak zor..

Bir bakın şunlara ama ya sevmemek mümkün mü? Herkes biliyodur tabi bu filmi anlatmaya çok lüzum yok aslında..
Balıkçı güzeli dedim ya konu başlığına, işte başrolümüz bu balıkçı güzeli.. Güzeller güzeli Türkan Şoray:

Pazarda şarkı söyleyip balık satan bir güzelim kız.. Bir gün pazara Şophen (nasıl yazılır bilmem ama ben böyle uygun gördüm :P) gelir.. 250 gram karides almaya 😛

Kimse karides satmıyor bizim Şophen’e.. Güya en tazesi Azize’deymiş ondan almalıymış ama Şophen ukala bişey burnu düşse almaz yerden 😛 Seyirciye ilk verilen izlenim bu ama tabiki sonrasında gördüğümüz Şophen kibar, sadık, yardımsever, vefakar,.. O zamanın yakışıklılarından Kadir İnanır:

Ertesi gün beraber motor tamir ediyorlar, bizim asilzade Şophen becerikli bi de.. (bakınız: ikinci resim) Azize öyle samimi öyle şeker ki herkesi çekiyo kendine, herkese sevdiriyor kendini.. Bir gazinocular kralının da dikkatini çekiyor: Arnavut Osman.. Herkesi gazinoya davet ediyor ve bütün pazar gidiyor o akşam.. Tesadüfe bakın ki o gün bizim Şophen de aynı gazinoda garson olarak işe başlıyor..
O akşam Azize de gazinodan teklif alıyor ve kabul ediyor.. Yeni eşyalarla dolu güzel bir ev veriliyor hemen kendisine tabi.. Dersler başlıyor: giyim dersi, yemek dersi, konuşma dersi, müzik dersi, o dersi bu dersi,.. Sonra çıkıyor sahneye Azize.. Şophen’le birbirlerine olan aşklarını da itiraf edip rahatlıyorlar mutlular o zamanlar..
Bir şarkı yazıyor Şophen Azize’ye ama gizliyor kendisinin yazdığını.. Ünlü oluyor ‘Karagözlüm’ şarkısıyla Azize.. Yurtdışından teklif geliyor şarkının bestecisiyle Azize’yi yurtdışına götürmek istiyorlar..

Aramalar boşa oluyor uzun bir zaman.. Sonunda Şophen bir oyun hazırlıyor eski Balıkçı Güzeline.. Ders vermek amacı ki başarılı da oluyor o evden ağlayarak çıkıyor Azize.. Şophen aynı gün annesiyle haber yolluyor onunla evlenmek isteyen genç kıza kabul ettiğine dair.. Nikah törenine gelen özel davetli kim?

Sevemedim Karagözlüm şarkısını söylüyor üstelik (Bu sahneyi aşağıdan izleyebilirsiniz).. O gecenin sonunda da bırakıyor sahneleri.. (Bu sahnede ağlarım hep :-S) Babasının yanına gidiyor ertesi gün de pazara.. Yine eski Balıkçı Güzeli olmaya çalışıyor ama şarkıları eskisi gibi neşeli gelmiyor kulağa, kimse eşlik etmiyor bir zamanlar pazarın neşesi olan Azize’ye.. Onlara sitem ederken Azize bir ses geliyor tezgahın öbür ucundan: “250 gram karides verirmisin karagözlüm?” 🙂

Devamında bilindik şeyler sarılmalar, gülüşmeler, kemençe eşliğinde oynayan pazarcılar ve elele ilerleyen çiftimiz.. 🙂
Biliyorum beceremedim anlatmayı.. Ama böyle bir efsaneyi anlatmak da kolay değil takdir edersiniz ki..
İzlememiş olamazsınız biliyorum ama saklamak isterseniz buradan indirebilirsiniz.. Benim favori filmimdir kendileri.. 😀
Ve balıkçı güzelinin şarkısı:

ey kız balık mı aldın yoksa koca mı aldın
kör mü idi gözlerin
oh oh mini kız
onu gece mi aldın
kalkan balığına bakın usta keseri gibi
arkası kamburlaştı
oh oh azize eşek semeri gibi
balıklarım tazedir alıp yiyip doysana
bir kilodan ne olur
oh oh bey amca üç beş kilo al sana
lüferlerimi yiyen su içer kana kana
ben satıyorum diye
oh oh teyzecim ne kızıyorsun bana
hamsi kurbanı güzel ne bakarsın denize
atarlar sana olta
oh oh güzel kız
alırlar seni yüze
Klibini aşağıdan izleyebilirsiniz:

Sevemedim Karagözlüm şarkısı yine filmden: